SOSYAL ARAŞTIRMALAR VAKFI

SAV; kendini "Bireyin, kitlelerin, toplumsal katman ve sınıfların yaşama aktif bir biçimde katılmasını sağlamaya yönelik bir bilgi taşıyıcısı" olarak tanımlar; toplumda ve üyeleri arasında dayanışma duygu ve bilincinin geliştirilmesine özel bir önem verir.

 
istatistik  

ANASAYFA VAKIF TUSAM ALMANAK MEDYADAN

   

ALMANAK

İletişim:

İstiklal Caddesi  Balo Sokak     Analin Apt.

No: 17/2

Beyoğlu - İstanbul

tel: 212 292 5585
fax: 212 292 5586

merhaba@sav.org.tr

 Üyelik Ödentileri ve Bağış için 
Banka Hesap No: 

Vakıfbank 
Finans Market 
İstanbul Şubesi Taksim 
005-3029264

 
 
 

GİRİŞ

İkinci Dünya Savaşını izleyen yıllarda iki blok arasında yaşanan rekabet sonucu, ülkeler ekonomide devlet müdahaleciliğine, refah devleti politikalarına dayalı “Keynesçi” uygulamalara yönelmişlerdir. Bu süreçte yüksek büyüme hızına ulaşılmış, istihdamda olumlu gelişmeler elde edilmiş ve ekonomide göreli bir istikrar sağlanmıştır. Ancak 1970’lere gelindiğinde refah devleti uygulamalarının yüksek maliyeti, kar oranlarındaki düşüş ve diğer nedenlerle bir kriz sürecine girilmiştir. Batı ülkeleri krizi aşabilmek için üretim yapısında ve teknolojide değişikliğe gitmişler, bunlara bağlı olarak sermayenin uluslararasılaşmasının önündeki engellerin kaldırılması, özelleştirme, sosyal devletin sınırlandırılması, işgücünün esnekleştirilmesi ve sendikaların güçlerinin azaltılması gibi programları gündeme getirmişlerdir. “Yeni sağ” da denilen bu politikalar 1970’lerde İngiltereve ABD’de başlayarak bütün dünyaya yayılmış “yeni dünya düzeni” ve “küreselleşme” süreci hızlanmıştır.

Yeni düzende Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra tek kutuplu dünyanın lideri ABD’dir. ABD’nin zirvede olduğu ve AB’nin zirvede yer almaya oynadığı bir merkez ve merkezin dışında, çoğunluğunu azgelişmiş ülkelerin oluşturduğu çok parçalı ve aralarında işbirliğinin olmadığı bir çevrenin varlığı sözkonusudur. ABD ile birlikte etkili olan ülkeler takımı bir bütün olarak düşünülmekte ve bütünü “merkez” olarak adlandırılmakta, kararları ve koşulları etkileme gücü olmayıp bunlara sadece uyma durumunda kalan ülkeler takımı ise “çevre” olarak adlandırılmaktadır. Dünya Bankası, IMF, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), BM gibi uluslararası hükümet örgütleri ve OECD gibi bölgesel işbirliği örgütleri ve Avrupa Birliği gibi ulusüstü örgütler yeni dünya düzeninin etkin kuruluşlarıdır. Bu kurumlar dünya düzenine ilişkin kararların alınmasını, uygulanmasını ve uygulamaları denetleme görevini yerine getirmektedirler. Bu kuruluşlar uluslararası bir kamuoyu oluşturmanın ötesinde, güçlü etkileme ve uygulatma kanallarına sahiptirler. Bu kuruluşların doğrudan doğruya borç verme ve program ve proje kredisi verme yetkileri vardır. Bunun ötesinde bu kuruluşların dünyadaki mali akımları yönlendirme, dünya ticaret sistemini yönetme, uluslararası borçları yönetme ve bunların koşullarını belirleme ve uluslararası hukuk çerçevesinde ülkeleri denetleme güçleri vardır. Bu kuruluşlardan en yenisi olan, 1995’te kurulan mal, hizmet ve fikri mülkiyet haklarına ilişkin ticareti düzenleyen ve ticari uyuşmazlıklardaki hakemlik yetkisi ile donatılan DTÖ, dünyanın en güçlü ve en yetkili kuruluşu haline gelmiştir. Dünya ekonomisine ilişkin kararları, başını ABD’nin çektiği merkezdeki Japonya, Almanya Fransa, İngiltere, Kanada ve İtalya’dan oluşan G-7 diye bilinen ülkeler tarafından (sonradan Rusya’nın eklenmesiyle G-8) alınmaktadır. Dünya ekonomisinin başlıca aktörleri ise çoğu zaman uluslararası kuruluşları ve hükümetleri de peşlerinden sürükleyen sayıları 500 civarında olan Çokuluslu Şirketler (ÇUŞ)’dir. Bugünkü ekonomik yapıda, gelişmiş ülkelerin ve ÇUŞ’ların etken, azgelişmiş ülkelerin ise edilgen konumda olduğu görülmektedir. Yeni uluslararası işbölümü çerçevesinde, gelişmiş ülkeler, kendi ülkelerinde, sanayi üretiminin çevrede yarattığı tahribata son vermek, aynı zamanda da ekonomik büyümeyi hızlandırmak amacıyla tamamıyla teknoloji üretiminde ve teknolojik içeriği yüksek metaların üretiminde ihtisaslaşmayı ve tüm diğer metaların üretimini diğer ülkelere bırakmayı hedeflemektedirler. Azgelişmiş ülkelere kaydırılan sanayi faaliyetlerinin kontrolü, teknolojik hakimiyet sayesinde yine dışarıda yatırım yapan veya fason imalat yaptıran gelişmiş ülkelerin elinde olacaktır. Uluslararası yeni iş bölümünde, azgelişmiş ülkelere ise ucuz işgücü kaynağı, ucuz doğal kaynakları ve kirletilmeye hazır çevreleri ile katılmaları rolü verilmektedir. Diğer taraftan da öngörülen bu iş bölümü gereğince, bir yandan fikri mülkiyet haklarının sıkı bir biçimde korunması sağlanırken, diğer taraftan azgelişmiş ülkelerin dışa açılması sağlanarak gerekli düzenlemeler yapılmaktadır. Gelişmiş ülkelerin, teknoloji üretebilen ülke diye tanımlandığı günümüzde, azgelişmiş ülkelere teknolojiye ulaşmanın en makul yolunun, çokuluslu şirketlerin yatırımlarını çekmek olduğu telkin edilmektedir. Teknoloji üretmeye kalkan az sayıdaki azgelişmiş ülkeler ise, fikri mülkiyet hakları konusundaki engellere takılmaktadırlar. Gelişmiş ülkelerin teknoloji konusuna yaklaşımı ise, gelişmiş ülkelerin yüksek teknolojili sanayiler kurarak başı çekmesi, eskiyen teknolojilerin geri kalmış ülkelere bırakılması, bunların da kendilerinin daha eski teknolojilerini, kendilerinden daha arkadan gelenlere bırakılması biçimindedir. Ancak teknoloji yarışına katılamayan bir ülkenin dünya ticareti ile ancak beşeri ve tabii kaynaklarını ucuzlatarak rekabet edebilmesi sözkonusudur. Bu rekabeti ise ancak insan ve doğal çevreyi korumaktan vazgeçerek gerçekleştirebilirler. Bu durumda ise, ücretlerin zaten düşük olduğu azgelişmiş ülkelerde ücretler daha da düşürülmekte, iflas ve işsizlik artmakta, doğal çevre tahribatı artmakta ve yoksulluk daha büyük boyutlara varmaktadır. Diğer yandan da azgelişmiş ülkelerdeki doğal kaynakların ve ürünlerin fiyatlarının düşmesi son tahlilde yine gelişmiş ülkelerin yararına olmakta, bu durumda da gelişmiş ülkelerle azgelişmiş ülkeler arasındaki uçurum daha da derinleşmektedir. Bununla beraber, uluslararası kuruluşların azgelişmiş ülkelerde de çevre temizleme teknolojilerini yaygın olarak kullanılmasını savundukları görülmektedir. Fakat bu kuruluşların bakış açısının çevre temizlemenin uluslararası sermaye açısından çok önemli bir yatırım alanı ve çok karlı bir sektör olması ile sınırlı kalmaktadır. Dünyaya getirilmek istenen yeni düzen ile evrensel düzeyde serbest piyasa ekonomisine geçiş, bütün ülkelerin pazarlarıyla bütünleşme ve mal, hizmet ve sermaye hareketlerinin tam serbestleşmesiyle küreselleşmenin gerçekleştirilmesi hedeflenmektedir. Liberalleşme ve küreselleşme ile bütün dünyayı içine alacak ortak bir serbest rejim ve hukuki bir çerçeve yaratılması öngörülmektedir. Dünyanın artık ekonomik ve ideolojik açıdan bütünleşme sürecine girdiği, tek yanlı bağımlılık ilişkilerinin yerini artık karşılıklı bağımlılık ilişkilerinin aldığı ileri sürülmektedir. Ancak bununla beraber merkez ve çevre ülkeleri arasında ilişkilerin açık bir biçimde tek yanlı bağımlılık ilişkilerine dayanmaya devam ettiği görülmektedir. Bu bağlamda da, 1980’lerin başında ortaya çıkan borç krizinden beri, uluslar arası kredi kuruluşları tarafından, azgelişmiş ülkelerin yeniden yapılandırılmaları öngörülmektedir. Azgelişmiş ülkelerin yeniden yapılanmasına yönelik olarak öngörülen yapısal uyum programları, gelişmekte olan ülkelerde ekonomik durgunluğa ekonomik faaliyetlerde azalmaya ve yoksulluğun artmasına neden olmuştur. Getirilen ekonomik politikalar, işsizliğin artması ve reel ücretlerin düşmesi sonucunu getirmiş, bu da yoksullaşmaya neden olmuştur. Uygulanan bu programlardan çoğunlukla da toplumun düşük ve orta gelirli kesim etkilenmiş ve yükün büyük bir kısmını bu kesim taşımak zorunda kalmıştır. Bu süreçte borç geri ödemeleri nedeniyle, azgelişmiş ülkeler ekonomilerini dış satıma göre düzenlemişler, yerli tüketim için üretimden vazgeçerek dış satımdan para kazandıracak ürünlere yönelmişlerdir. Bu durum gelişmekte olan ülkelerin iç üretim tabanlarının ve iç pazara yönelik yerli üretimlerinin tahribini getirmiş, bu da yoksullaşmaya neden olmuştur. Gerek gelişmekte olan ülkelerde artan borç yükü, gerekse yapısal uyum programları çerçevesinde öngörülen sosyal hizmet ve refaha yönelik kamu harcamalarının kısıtlanması veya azalışı, temel mal ve hizmetlerdeki subvansiyonun kaldırılması, kamu hizmetlerine yönelik kullanıcı ücretlerinin getirilmesi veya bu ücretlerin artırılması politikaları ve bu politikaların sonucu olan reel ücret ve istihdamdaki düşüş, yarı zamanlı istihdam ve kayıt dışı sektör faaliyetlerindeki artış çevreyi olumsuz etkilemiştir. Diğer taraftan da, azgelişmiş ülkelerin daha hızlı ve istikrarlı nasıl kalkınabileceği ile ilgili tartışmalar ve stratejiler ve politikalar da uluslararası kuruluşlarca geliştirilmektedir. Bu çevrelerce, azgelişmiş ülkelere, çevresel kaygıların kalkınma bağlamına dahil edilmesini, gelecek nesilleri de düşünerek insanlığın tüm gereksinimlerinin karşılanmasını öngören sürdürülebilir kalkınma modeli önerilmektedir. Uluslararası platformlarda çevre ile ekonomi arasındaki ilişki tartışmasız bir biçimde kabul edilmesi, var olan ve ortaya çıkması muhtemel olan tehlikelerin ve sorunların giderilmesi için çevre koruma çabaları ile gelişme çabaları arasında bir uyumun sağlanması gerekliliği konusunda görüş birliği olmasına rağmen, yine aynı uluslararası kuruluşlar tarafından azgelişmiş ülkelere önerilen ekonomi politikaların ve getirilen düzenlemelerin gelişme çabalarını ve çevreyi olumsuz etkilediği görülmektedir. Bu kuruluşlar sürdürülebilir kalkınma hedefiyle birlikte, sürdürülebilir kalkınmayı sağlayıcı bir ortamın yaratılması için piyasa mekanizmalarına müdahalenin azaltıldığı, tüm alanların kuralsızlaştırıldığı ve sosyal devlet anlayışının yok edildiği yeni sağ politikaları önermektedirler. Bununla beraber uluslararası kuruluşlar arasında “sürdürülebilir kalkınma” konusunda tartışmalar ve bazı yaklaşım farklılıklarının olduğu görülmektedir. Ancak bu örgütlerin “kalkınma stratejileri” mevcut sistem içinde nasıl daha iyi çözümler bulunabileceği noktası ile sınırlı kalmaktadır. Çevre sorunları ekonomik ve siyasal gelişmelerden kaynaklanan sorunlarla yakından ilgilidirler. Bu anlamda çevresel değerlerin yıkımı, yoksulluk ve eşitsizlik ilişkilerinin ekonomik ve siyasal düzenle bağlantıları içerisinde ele alınması gerekmektedir. Yaşadığımız sürece damgasını vuran küresel ekonomik bütünleşme, bazı fırsatlar yaratırken, diğer taraftan zengin ve yoksul arasındaki farkın açılmasına, eşitsizliklerin ortaya çıkmasına ve yoksulluğun artmasına neden olmaktadır. Diğer taraftan toplumsal ve ekonomik sorunlarla birleşen çevre sorunları siyasal huzursuzlukları da beraberinde getirmektedir. Yoksulluk ve eşitsizliklerden kaynaklanan sorunlar, gelişmiş ülkeler için de tehdit oluşturmaktadır. Bu anlamda küreselleşmenin sorunlu alanlarından biri çevredir. Çevre sorunlarına çözüm bulunmaması durumunda ise, küreselleşmeye karşı tepkilerin de giderek artması sözkonusu olacaktır. Çevre sorunlarının ilk kez resmi düzeyde ulusların gündemine girdiği Stockholm Konferansının üzerinden 30 yıl geçmesine, konuya ilişkin bir çok bilimsel konferans ve yayın yapılmasına, sayıları 200’ü aşan uluslararası antlaşmaya ve yaptırımlara, çevre dostu teknolojilere ve sürdürülebilir kalkınma tezlerine rağmen, dünyadaki doğal çevredeki bozulma, yoksulluk, açlık, nüfus, küresel ısınma gibi çevre sorunları artarak devam etmekte, diğer taraftan da gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki farklar giderek açılmaktadır. Tüm uluslararası girişimlere, BM Çevre Konferanslarına, çok taraflı antlaşmalara rağmen çevre sorunları dünyanın birinci gündem maddesi olmayı sürdürmektedir. Yeni dünya düzenin belirleyici etmenlerinden biri de çevre olmuştur. Uluslararası kuruluşlar tarafından çevre ve kalkınma sornularının çözümüne yönelik olarak önerilen sürdürülebilir kalkınma olgusunun ne kadar gerçekçi olduğu ya da bu sorunları çözüp çözemeyeceğinin irdelenmesi için 90’lı yıllarda dünya gündemine damgasını vuran YDD’nin incelenmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın çerçevesini, halen üzerinde tartışmaların sürdüğü yeni dünya düzeni diye adlandırılan dünyanın yeniden yapılanma süreci ve çevre ilişkisi oluşturmaktadır. Bu anlamda da yeniden yapılanma sürecinde getirilen özelleştirme, kuralsızlaştırma ve liberalizasyon politikaları ile ulusal devletlerin yeniden yapılandırılması kapsamında çevre konusu ele alınarak, küreselleşme ve çevre olgusu arasındaki ilişkilerin ortaya konması amaçlanmaktadır. Yerel düzeydeki yoksulluğun küresel düzeydeki nedenleri üzerinde durularak küresel düzeydeki bağlantılarının ortaya çıkarılması amaçlanmaktadır. Bu çalışmada yeni boyutlar eklenerek daha güncel ve önemli duruma gelen çevre sorunlarının uluslararası düzeyde getirilen düzenlemelerden nasıl etkilendiği ve çevre olgusunun bu düzenlemeleri nasıl etkilediğinin tartışılması amaçlanmaktadır. Yaratılan yeni uluslararası sistemle çevre sorunlarının ortaya çıkması arasındaki ilişkinin irdelenmesi amaçlanmaktadır. Bu anlamda da bu uluslararası sistemin kuruluşlarının çevreye bakışları ele alınarak, bu kuruluşların öngördüğü politikaları ortaya konmaktadır. Bu çerçevede, uluslararası çevre politikalarının başlıca aktörlerinin kimler olduğu, bu aktörlerin yapıları ve işlevleri, bunların çevre sorunlarına yaklaşımlarının ne olduğu, kullandıkları araçlar ve yöntemlerin neler olduğu ve bu aktörlerin çevre üzerindeki etkililikleri ve sınırlılıklarının neler olduğunun ortaya çıkarılması öngörülmektedir. Bu kurum ve kuruluşların hangi politika ve yöntemlerle çevre sorunlarını çözdükleri, çevre sorunlarını çözmede katkılarının ne olduğunun ortaya çıkartılması amaçlanmaktadır. Aynı zamanda da bu örgütlenmelerin uyguladıkları politikalarla, hangi çevre sorunlarına nasıl neden olduklarının ortaya konması hedeflenmekte ve yaratılmaya çalışılan yeni uluslararası sistem ile, çevre sorunları arasındaki ilişki incelenmektedir. Bu çalışmada çevre ve çevresel sorunlara çözüm üretme yetkinliği uluslararası siyasal ve ekonomik çerçeveyi kapsayacak biçimde irdelenerek, uluslararası kuruluşların çevre politikaları ele alınmaktadır. Çevre konusunda yapılan çalışmaların çoğunda, çevre sorunlarının küreselleştiği tesbiti yapılmakta, bu sorunların nedenlerinden çok, sonuçları üzerinde durularak bu noktadan hareketle çözümler üretilmektedir. Genelde çevre sorunları siyasal, ekonomik ve kültürel sorunlardan ayrı ele alınarak, nedenlerden çok sonuçlar ile ilgilenilmektedir. Bu anlamda yapılan çözüm önerileri de bir takım idari ve teknik önlemlerden ileri gidememektedir. Günümüzde bir yandan çevre sorunlarının küreselleşme eğilimi güçlenirken, diğer taraftan küreselleşme süreci de çevre sorunlarına neden olmakta ve küreselleşme ile bağlantılı çevre sorunları ortaya çıkmaktadır. Bu süreçte çevre sorunları ya küreselleşmiş ya da küreselleşmenin sonuçlarından etkilenmiştir. Ancak bu çalışmada çevre sorunlarının küreselleşmesinden çok, küreselleşme sürecinin getirdiği çevre sorunları üzerinde durulmaktadır. Bu çalışmada çevre sorunları, özellikle de azgelişmiş ülkelerdeki çevre sorunları, bunların ortaya çıkış nedenleri ve çözümüne ilişkin önerilen mekanizmalar, ekonomik ve siyasi bağlamda ele alınmaktadır. Çevre sorunlarının ekonomik ve toplumsal gelişmelerle bağlantıları ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Çünkü, çevre sorunlarının gerçek nedenleri ortaya konulmadan getirilen önlemler, çözüm yerine çözümsüzlük ürettiğinden, sorunların gerçek nedenlerinin ortaya konması büyük önem taşımaktadır. Diğer taraftan, gelişmiş ülkelerce ileri sürülen çevre sorunlarının hem nedeni, hem de kurbanı olarak gösterilen yoksulların ve azgelişmiş ülkelerin, gerçek sorumlular olup olmadığının ortaya konması da hedeflenerek, konu bu çerçevede ele alınacaktır. Ayrıca çalışmada, sürdürülebilir kalkınmanın katılımcılarından Çokuluslu şirketler, sürdürülebilir kalkınmanın yeni ortakları olarak NGO’lar ve yeni bir örgüt olan DTÖ üzerinde ağırlıklı olarak durulmaktadır. Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler’in çalışmaları sınırlı bir kapsamda ele alınmaktadır. Dünya Bankası’nın desteklediği projelerin doğal çevre üzerindeki etkileri başka bir çalışmanın konusu olabileceğinden, bu konulara özel olarak değinilmemektedir. Diğer taraftan uluslararası çevre politikalarının belirlenmesinde ve uygulanmasında önemli rolleri olan OECD ve Avrupa Birliği de ayrı çalışmalara konu olacak kadar geniş olduğundan, çalışmanın kapsamına dahil edilmemiştir.

Çalışmamıza temel oluşturacak varsayımlar ise şunlar olacaktır: Küreselleşme taraftarlarınca, küreselleşme sürecinde, gelişmiş ülkelerle azgelişmiş ülkeler, zenginlerle yoksullar arasındaki fark azalarak, dünyanın türdeşleşmesi ve benzer bir hal almasının sağlanacağı varsayılmaktadır. Çevre sorunları küreselleşmiştir, ancak, küreselleşme olgusu da çevre sorunlarına neden olmaktadır. Çevre sorunlarının küreselleşme süreci ile yakın bağlantıları vardır. Çevre ekonomik ve siyasal süreçlerden etkilenmekte ve aynı zamanda da bu süreçleri etkilemektedir. Bu nedenle çevre olgusunun ekonomi ve siyasetle birlikte ele alınması gerekmektedir. Çünkü çevre ekonomi ilişkisi ve devletlerin ekonomi ve çevre politikalarının uluslararası kuruluşlar tarafından yönlendirildiği kabul edilmektedir. Çevre politikalarının dolaylı ve dolaysız biçimde belirlendiği BM, IMF-DB ve DTÖ’nün politikalarında paralellik yanında, çelişkili olan politikaları da vardır. BM’nin yaptırım gücü sınırlı olup, IMF-DB ve özellikle de DTÖ’nün elinde bir çok etkili araç vardır. Bu örgütler, bu araçlarla ülkelerin sosyo-ekonomik yapılarına müdahale etmekte ve çevreyi yönlendirmektedir. Küresel çevre politikalarının belirlenme ve uygulama aşamalarında hangi kurumların ve kuruluşların etkili olduğu etkililik ve etkinliklerinin hangi düzeyde olduğu ve bunların hangi mekanizmalarla nasıl sağladıkları önemlidir. Çevre sorunlarını ulusal ve uluslararası boyuttaki yaşanan siyasal ve ekonomik süreçlerden ayırarak çözme çabaları sonuçsuz kalmak durumundadır. Uygulanan ekonomik politikaların azgelişmiş ve gelişmiş ülkeler arasındaki ve ülke içindeki dengesizlikleri arttırmaktadır. Eşitsizliği azaltma iddiası ile uygulanan politikaların ve araçların eşitsizliği daha da arttırdığı, böyle bir ortamda da nedenler yerine yalnız sonuçlar üzerinde durmak çevre sorunlarını daha da artıracak ve çözümsüz hale getirecektir. Gelişme ve çevre sorunlarının yarattığı karşılıklı bağımlılık ve dayanışma, uluslararası politikalara yeni bir anlam ve boyut getirmiştir ve uluslararası ekonomik ve siyasal ilişkilerin de belirleyicileri olmuştur. Uluslararası çevre politikaları ekonomik politikalar tarafından güdülenmekte, bu bağlamda çevre politikaları, uluslararası ticari ve ekonomik eylemlerde rekabet koşullarının düzenleyicisi olarak rol oynamakta ve çevre ikinci planda kalmaktadır. Serbest ticaret yanlılarına göre, ticaret ve ticaretin liberalleştirilmesi daha iyi bir çevre ile beraber gelişme ve kalkınmaya neden olur. Serbest ticaret refahı arttırır, artan refah da temiz bir çevreyi getirir. Teknoloji ve teknolojinin transferinin çevrenin korunması ve sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasında çok önemli rolü vardır. Çevre ile ilgili düzenlemeler ticareti etkilediği gibi, ticaret ve ticaretle ilgili düzenlemeler de çevreyi etkilemektedir. Çevre ile ilgili düzenlemelerde, ve çevre ile ticaret arasındaki anlaşmazlıklarda, ticari politikaların mı, yoksa çevre politikalarının mı düzeltilmesi gündeme geldiğinde, çevre ticaret ve karın gerisinde kalmaktadır. Çevresel önlemler rekabet kaygıları nedeniyle sekteye uğramaktadır. Çevre politikalarının dolaylı ve dolaysız biçimde belirlendiği, BM, IMF-DB ve DTÖ’nün politikalarında paralellik yanında, çelişkili olan politikaları da vardır. BM’nin yaptırım gücü sınırlı olup, IMF-DB ve özellikle de DTÖ’nün elinde bir çok etkili araç olup, araçlarla ülkelerin sosyo-ekonomik yapılarına müdahale etmekte ve çevreyi yönlendirmektedir. Ticaret ve ticaretin liberalleştirilmesi bazı çevre sorunlarını çözerken, aynı zamanda kaynak dağılımını olumsuz etkileyerek yoksulluğa ve azgelişmiş ülkelerin doğal kaynakları üzerindeki baskıyı arttırarak ve atık sorununu tetikleyerek çevre sorunlarına neden olmaktadır. DTÖ kuralları ve DTÖ’nün anlaşmazlık çözümleme mekanizması çerçevesinde alınan anlaşmazlık kararları çevreye, sağlığa ve güvenliğe zarar vermektedir. Sınırlar ötesi ve küresel çevre tehlikeleri sözkonusu olduğunda, çevrenin korunmasının en etkin yolu çok taraflı çevre anlaşmalarıdır. Ancak çok taraflı çevre anlaşmaları ile çok taraflı ticaret sistemini yöneten DTÖ arasındaki ilişkiler yeterince açık değildir. Mevcut uluslararası ekonomik ve siyasi yapı içerisinde gelişmekte olan ülkeler açısından sürdürülebilir kalkınmanın nesnel temelinin olmadığı, ulusal ve uluslar arası düzlemdeki politikalarla gelişmekte olan ülkeler açısından sürdürülebilir kalkınma kapsamında ileri sürülen hedeflere ulaşılmasının mümkün olmadığı ileri sürülmektedir. Tüm bu savları kanıtlama doğrultusunda, çalışmada günümüzdeki ekonomik ve siyasi yapı YDD projesi ve küreselleşme olgusu çevre ile bağlantılı olarak ele alınmaktadır. YDD küreselleşmenin hız ve derinlik kazanmasıyla gündeme gelen değişimler ve gelişmekte olan ülkelere, uluslararası kuruluşlar tarafından önerilen sürdürülebilir kalkınma modeli ve yönetim biçimleri ve bunların finansman kaynakları ele alınmaktadır. Sürdürülebilir kalkınmanın aktörleri ve bunların çevre politikaları ve çevreyi etkileyen dolaylı politikaları incelenmektedir. Tüm bu konular genel kabul gören sürdürülebilir kalkınma modelinin, var olan kurumlar, bu kurumların düzenlemeleri ve uygulamalarıyla gerçekleşip gerçekleşemeyeceği ekseninde ele alınmaktadır. Çalışma tamamen kuramsal bir nitelik taşımakta, uygulanan ve öngörülen çevre politikaları ve bu politikaların sonuçları ve olası etkileri örneklerle somutlaştırılmaya çalışılmaktadır. Bu anlamda geniş bir örneklemeye yer verilmektedir. YDD’ni olgusunun 1980’lerden sonra ortaya çıktığı gözönüne alınarak, konuya ilişkin makale ve kitaplar taranırken, 1990’larda ve özellikle DTÖ Anlaşmasının imzalandığı 1995’ten sonra yayınlanmış olan kaynaklar tercih edilmiştir. Özellikle DTÖ’ne ilişkin kaynaklara erişimde internetten yararlanılmıştır. Yerli ve yabancı günlük basın takip edilerek, çevre konusundaki güncel gelişmeler de çalışmaya aktarılmaya çalışılmıştır. Çalışma, Giriş ile Sonuç ve Değerlendirme bölümlerinin dışında üç ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, tezin neden bu konuda hazırlandığı ve konunun önemi üzerinde durulmakta, çalışmanın konusu ve amacı tanıtılmaktadır. Çalışmaya temel oluşturacak varsayımlar sıralanmakta ve konuyu incelerken izlenen yöntem üzerinde durulmaktadır. Birinci bölüm, “Günümüzün Siyasi ve Ekonomik Yapısı, Buna İlişkin Düzenlemeler ve Çevre” başlığı altında iki alt bölüm ve sonuç kesiminden oluşmaktadır. Çalışmanın çerçevesini halen tartışılan Yeni Dünya Düzeni’nin çevre üzerinde yaratığı etki oluşturduğundan, bu bölümde öncelikle, dünyanın yeniden düzenlenmesi çeşitli boyutlarıyla incelenmektedir. Bu bölümde günümüzün ekonomik ve siyasi yapısı genel olarak ortaya konmaktadır. 1980 sonrasında dünyadaki ekonomik ve siyasal değişmeler ve gelişmelere değinilmektedir. Bu değişimleri anlayabilmek için, bu değişimlerin nedenleri, oluşum süreçleri ve sonuçları irdelenmektedir. YDD projesi ve YDD’nin en önemli unsuru olan küreselleşme olgusu çevreyle bağlantılı olarak ele alınmaktadır. Özelleştirme, kuralsızlaştırma ve liberalizasyon politikaları ile ulusal devletlerin yeniden yapılandırılması ve bu kapsamda çevre olgusu ele alınmaktadır. “Dünyanın Yeniden Yapılandırılması ve Çevre” başlığı altında dünyanın yeniden yapılanması kapsamında, yeni dünya düzeni arayışları ve dünyanın görünümü ortaya konmaktadır. Yeni Dünya Düzeninin ideolojisi olan Yeni Sağın ortaya çıkışı, refah devletiyle bağlantılı olarak incelenmekte ve kavramsal çerçevesi çizilmektedir. Yeni sağın kavramsal temelleri, “yeni liberalizm”, “kamusal tercih kuramı” ve “yeni muhafazakarlık” alt başlıklarıyla ele alınmaktadır. Diğer bir başlık olan “Yeni Sağ Politikalar ve Çevre” başlığı altında ise yeni sağ politikalar çerçevesinde, çevre konusuna bakış, çevre sorunlarına yaklaşım ve çözüm önerileri ortaya konmaktadır. Serbet piyasa çerçevesinde çevrenin korunmasına ilişkin önerilen mülkiyet hakları tesisi, kaynakların fiyatlandırılması, subvansiyonların kaldırılması ve piyasa benzeri araçların tesisi konuları incelenmektedir. İkinci alt bölüm ise “Küreselleşme ve Çevre” başlığı ile ele alınmaktadır. Küreselleşme başlığı altında küreselleşme kavramı, gelişimi ve küreselleşmeye ilişkin yaklaşımlar özet olarak ele alınmakta, küreselleşme ile ulus devlet ilişkisi ortaya konmaktadır. Bununla bağlantılı olarak da küreselleşme çevre ilişkisi irdelenmektedir. Bu anlamda da çevre sorunlarının küreselleşmesi, karşılıklı bağımlılık, risk toplumu kavramları üzerinde durulmaktadır. Küreselleşmenin yoksulluk, eşitsizlik üzerine etkileri “Küreselleşme ve Çevre Sorunları” başlığı altında ele alınmaktadır. Bu başlık altında yoksulluk ve çevre arasındaki bağlantılar da ortaya konmaktadır. Dünyadaki yoksulluk, dünya eşitsizliği, ülkeler arasındaki ve ülkelerin içindeki eşitsizlik rakkamlarla verilerek, bu başlık altında, dünyanın durumunun ortaya konulması amaçlanmaktadır. Ayrıca, dünyadaki eşitsizliğin ortadan kaldıracağı savlanan teknoloji üzerinde durulmaktadır. Küreselleşmenin olumsuz sonuçları ve bunlara karşın yükselen tepkiler, küreselleşmeye daha insani bir yüz kazandırma çabalarında da artışa neden olmaktadır. “Küreseleşme Sürecine Yön Verme Çabaları ve Çevre” başlığı altında, küreselleşme sürecine yön verme çabaları konusundaki örneklere ve bu kapsamda çevreye yüklenen işlev ele alınmaktadır. Ayrıca “Sonuç” alt başlığı altında ise bu bölüme ilişkin bir değerlendirme yapılmaktadır. “Yeniden Yapılanma Sürecinde Çevre Kalkınma Yaklaşımındaki Değişim, Sürdürülebilir Kalkınma ve Sürdürülebilir Kalkınmayı Sağlayıcı İklim” başlıklı ikinci bölüm, üç alt bölüm ve sonuç kesiminden oluşmaktadır. Bu bölüm, yeniden yapılanma sürecinde azgelişmiş ülkelere uluslararası çevrelerce kalkınma modeli olarak önerilen, “sürdürülebilir kalkınma” ve bu modelin hayata geçirilebileceği ortam olarak sunulan “yönetişim” kavramlarının ve sürdürülebilir kalkınmanın aktörlerinin durumlarının açıklığa kavuşturulması temeline oturtulmuştur. “Çevre-Kalkınma İkileminden Sürdürülebilir Kalkınmaya” başlığı altında, çevrenin ekonomik anlamı üzerinde durularak, çevre-kalkınma konusundaki gelişmelere ve dönüm noktalarına değinilmektedir. Sürdürülebilir kalkınmanın ortaya çıkışı ve gelişimi incelenmektedir. Sürdürülebilir kalkınmaya ilişkin politikalar ve mekanizmalar ele alınmaktadır. Katılım, demokratikleşme bağlamında sürdürülebilir kalkınmada rol alacak aktörlere değinilmektedir. Mevcut sistem içerisinde sürdürülebilir kalkınmanın uygulanabilirliği ele alınarak tartışılmaktadır. İkinci alt bölüm ise, “Sürdürülebilir Kalkınmayı Sağlayıcı Ortamın Yaratılması” başlığı altında ele alınmaktadır. “Küresel Yönetim (Yönetişim) Kavramı” alt başlığı altında, küresel yönetişim konusunda BM ve DTÖ tarafından önerilen girişimler ele alınmaktadır. Küresel yönetimin temel gerekçeleri irdelenerek, küresel yönetim ile neyin amaçlandığı ortaya çıkarılmaya çalışılmaktadır. “Küresel Finansal Yönetim” alt başlığında ise, küresel ortak değerlerin korunması ve yönetilmesi ve sürdürülebilir kalkınmanın finansmanının sağlanması konusundaki öneri ve girişimler ele alınmaktadır. Önerilen çeşitli küresel finansman programları (tobin vergisi, şirket vergileri, kullanıcı ücretleri, kaynak vergileri, enerji karbon vergileri, ticareti mümkün kirletme izinleri) ve Küresel Çevre Fonu (GEF) ele alınmaktadır. İkinci bölümün “Sürdürülebilir Kalkınmanın Aktörleri ve Sürdürülebilir Kalkınmaya Katkıları” başlıklı alt bölümünde, sürdürülebilir kalkınma için önerilen ulusal ve küresel düzeydeki yönetişimin aktörleri bağlamında, ulusal devletin rol ve sorumluluğu ve devlet çevre ilişkisi tartışılmaktadır. Uluslararası örgütler başlığı altında, küresel yönetişimin aktörleri olarak BM, IMF/Dünya Bankası ele alınmaktadır. BM’in çevre alanına ilişkin ürettiği değerler ve kavramlar ve bunların etkililiği tartışılmaktadır. Dünya Bankası’nın çevre konusundaki yeni yaklaşımı incelenmektedir. Dünya Bankası’nın çevre yaklaşımı, yoksulluk ve yoksulluğun azaltılması çerçevesinde ele alınarak, yoksulluğun hafifletilmesine yönelik önerdiği Sosyal Güvenlik Ağı ele alınarak, bu yaklaşımlarla yoksuluğun azaltılıp azaltılamayacağı tartışılmaktadır. Dünya Bankasının IMF ile bir çift oluşturarak gelişmekte olan ülkelere önerdiği yapısal uyum programları ve bunların çevreye etkileri, azgelişmiş ülkelerin üretmekte oldukları ürün fiyatlarının düşmesi, azgelişmiş ülkelerin ekonomilerini dış satıma göre düzenlemesi ve fiyatların serbestleştirilmesi anlamında ele alınmaktadır. Bu gelişmelerin azgelişmiş ülkelerin kalkınmasına etkileri tartışılmaktadır. “Uluslararası Hükümet Dışı Örgütler (NGO)” başlığı altında sürdürülebilir kalkınma modeli içinde demokratikleşme ayağında önemli rol verilen NGO’lar ele alınarak, NGO’nun ne olduğu, işlevleri ve yapılanmaları üzerinde durulmaktadır. NGO’ların uluslararası hükümet örgütleri ile ilişkileri ele alınarak, kalkınma sürecinde NGO’lara yüklenen işlevler, verilen roller tartışılmakta, NGO’ların sürdürülebilir kalkınmaya katkıları irdelenmeye çalışılmaktadır. Kamu hizmeti aracı olarak, NGO’ların sosyal devlete alternatif olup olmayacağı, NGO’lar aracılığıyla yürütülen mikro girişim projeleriyle yoksulluğun yok edilip edilemeyeceği tartışılmaktadır. Sürdürülebilir kalkınmanın aktörleri çerçevesinde, Çokuluslu şirketlerin küreselleşme süreci ile ilişkileri, güçleri, rol ve sorumlulukları ele alınmaktadır. Son yıllarda, politik aktiviteleri ve etkileri artan ÇUŞ’ların çevresel standartları tehdit edip etmedikleri ve çevre sorunlarını çözmede sorumluluk yüklenen ÇUŞ’ların bu sorumlulukları yerine getirip getirmedikleri tartışılmaktadır. Çokuluslu şirketlerin uygulamaları ve bunların çevreye etkileri geniş bir örnekleme ile ortaya konulmaktadır. Çokuluslu şirketlerin tarım ve çevre konusundaki etkileri, özellikle azgelişmiş ülkeler için çok önemli olduğundan, ayrı bir başlık altında ele alınarak irdelenmektedir. Çevreye etkileri bağlamında Çokuluslu şirketlerin denetlenmesi ve BM ve iş dünyası arasında oluşturulan küresel sözleşme (global compact) konuları üzerinde durulmaktadır. Bu mekanizmalar sayesinde çevrenin korunup korunamayacağı tartışılmaktadır. Bu bölüm “sonuç” alt başlığı altındaki değerlendirme ile sonlandırılmaktadır. “Yeniden Yapılanma Sürecinde Çok Taraflı Ticaret ve Çevre Sistemleri” başlıklı üçüncü bölüm, iki alt bölümden oluşmaktadır. Dünya Ticaret Örgütü, ulus devletlerin üye olduğu, ulus ötesi sermayenin hakim olduğu, günümüz dünyasının en büyük en yetkili ve etkin kuruluşu haline gelmiştir. DTÖ kapsamındaki antlaşmalarla uluslararası mal ve hizmet ticaretindeki sınırların kaldırılması hedeflenmektedir. Ticaret ve ticaretin liberalleştirilmesinin çevrenin üzerinde doğrudan ve dolaylı etkisi olmasından ve DTÖ anlaşmalarında çevre ile ilgili hükümlerin yer almasından, ayrıca da çok taraflı çevre anlaşmalarında da ticari hükümler öngörülmesinden dolayı, DTÖ ayrı bir bölüm olarak ele alınarak incelenmektedir. Bu bölüm ticaret ve ticaretin liberalizasyonu, sürdürülebilir kalkınma için olumlu rol oynar; ticaret ve ticaretin liberalleştirilmesi sürdürülebilir kalkınmayı destekleyen bir araçtır; çevreye ilişkin düzenlemeler ticareti etkilediği gibi, ticaret ve ticarete ilişkin düzenlemeler de çevreyi etkiler; farklı hedefleri olan çok taraflı çevre anlaşmaları ile ticaret anlaşmaları arasında uyumsuzluk vardır; savları üzerine kurulmuştur. Üçüncü bölümün “Dünya Ticaret Örgütü’nde Ticaret ve Çevre” başlıklı ilk kesimde GATT’dan DTÖ’ye başlığı altında GATT ve çevre ilişkileri, DTÖ’nün kuruluşu ve kurumsal yapısına değinilmektedir. Küresel düzeyde çevre konusunda alınan kararların ticarete etkilerini incelemek üzere kurulan Ticaret ve Çevre Komitesinin, ticaret ve çevre kararı doğrultusunda yaptığı çalışmalar ve Genel Konseye önerdiği tedbirleri oldukça geniş bir biçimde “Ticaret ve Çevre Komitesi” başlığı altında ele alınmaktadır. “DTÖ Anlaşmalarında Çevre ile İlgili Hükümler” alt başlığı altında ise DTÖ Kuruluş Anlaşması ve eklerinde çevre konusuna nasıl yer verildiği, anlaşmalardaki çevre ile ilgili hükümler ele alınarak incelenmektedir. Bu anlamda Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşması, Gümrük Tarifeleri Genel Anlaşması (GATT), Ticarette Teknik Engeller Anlaşması, Tarım Anlaşması, Sağlık ve Bitki Sağlığı Önlemlerinin Uygulanmasına İlişkin Anlaşma, Subvansiyonlar ve Telafi Edici Tedbirler Anlaşması, Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması (TRIPs), Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS), Ticaretle Bağlantılı Yatırım Tedbirleri Anlaşması (TRIMS) ve Anlaşmazlıkların Halli Konusundaki Kural ve Yöntemleri Tespit Eden Mutabakat Metni (DSU) incelenmektedir. “GATT 1947 ve DTÖ’deki Anlaşmazlık Davaları ve Kararları” başlığı altında ise, gerek GATT sürecinde, gerekse DTÖ anlaşmazlık halli sistemi içerisinde ele alınan, insan, hayvan ve bitki sağlığı veya doğal çevre ile ilgili olan, kamunun ilgisini çeken davalar özet olarak ele alınmaktadır. Anlaşmazlık kararlarına getirilen eleştiriler, GATT XX. Madde, kararların tarafsızlığı ve karar alma aşamasındaki gizlilik bağlamında ele alınmaktadır. Anlaşmazlık kararlarının çevre ve insan sağlığına etkileri ve sonuçları çeşitli açılardan ele alınarak tartışılmaktadır. “DTÖ Anlaşmaları ve Sürdürülebilir Kalkınma” alt başlığı altında, DTÖ’nün sürdürülebilir kalkınmaya bakışı, sürdürülebilir kalkınmanın karlı bir iş olduğu ve doğru çevre politikaları uygulandığında ticaretin refahı artıracağı argümanlarıyla ele alınıp tartışılmaktadır. Ticaret ve ticaretin liberalleştirilmesi; ticaretin güdülediği bir ekonomik büyümenin çevreye etkileri ve çevresel önlemelerin rekabetle ilişkisi anlamında ele alınıp tartışılmaktadır. “TRIPS Anlaşması ve Sürdürülebilir Kalkınma İlişkisi” başlığı altında TRIPS Anlaşması, azgelişmiş ülkelerin kalkınmasında önemli bir işlevi olan teknoloji ve teknoloji transferi, kamu sağlığı ve tarım sektörü bağlamında tartışılmaktadır. Ticaretle Bağlantılı Yatırım Tedbirleri Anlaşması, sürdürülebilir kalkınma ilişkisi bu anlaşmanın ülkemizdeki en somut uygulaması olan, Endüstri Bölgeleri uygulaması özelinde tartışılmaktadır. Esas olarak tarımsal desteklerin azaltılmasını öngören Tarım Anlaşmasıyla sürdürülebilir kalkınma hedefine ulaşılıp ulaşılamayacağı incelenmektedir. Tarım anlaşmasındaki liberalizasyonun gelişme şartlarına uygunluğu tartışılmaktadır. Diğer bir başlıkta ise, hükümetlerin yüksek standartlar benimsemelerini engellediği, kabul edilebilir sağlık riski ve genetikle değiştirilmiş ürünler konularındaki tartışmalarla gündemde olan Bitki ve Hayvan Sağlığı Antlaşması, insan, hayvan sağlığı, çevre ve biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkileri çerçevesinde irdelenmektedir. Alt bölümün devamında ise, Ticaretle Bağlantılı Teknik Engeller Anlaşması, azgelişmiş ülkelerin ileriye sürdüğü; anlaşma ile getirilen çevre standardının, bu ülkelerin pazara girişini engellediği ve bu standartların gelişmiş ülkeler tarafından tarife dışı engel olarak kullanıldığı savları çerçevesinde ele alınarak tartışılmaktadır. “GATS ve Sürdürülebilir Kalkınma” başlığı altında ise, henüz sonlandırılmamış GATS’ın yeni görüşmeleri ve çevre hizmetleri konusunda bulunulacak taahhütlerin insan ve hayvan sağlığı, yol bakımı ve onarımı, çevresel hizmetler ve suyu da içine alacak biçimde genişletilmesi ve bunların eğitim, sağlık ve tarım alanındaki yansımaları ele alınarak irdelenmektedir. Bu kesimin sonunda ise, gittikçe önem kazanan çevre sorunlarının nerede ve nasıl çözüleceği konusuna DTÖ’nün aradığı cevap ele alınmaktadır. DTÖ’nün çevre konusunda öngördüğü örgütlenme üzerinde durulmaktadır. Üçüncü bölümün “Küresel Düzeyde Çevre Düzenlemeleri” başlıklı son kesiminde “Çok Taraflı Çevre Anlaşmaları” alt başlığı altında, çevresel sorunları çözmede en etkin yol olarak görülen çevresel konularda yapılmış olan Çok Taraflı Çevre Anlaşmaları (MEAs) ele alınmaktadır. Konu “BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolü”, “Tehlikeli Atıkların Sınırötesi Taşınımının ve Bertarafının Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesi”, “Ozon Tabakasının Korunmasına Dair Viyana Sözleşmesi ve Ozon Tabakasını İncelten Maddelere Dair Montreal Protokolü”, “Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi” başlıkları altında ele alınarak bu sözleşme ve ilgili protokollerde yer alan çevre korumaya yönelik hükümler ve ticari mekanizmalar incelenmektedir. Öngörülen bu mekanizmalarla çevrenin korunmasının mümkün olup olmadığı irdelenmektedir. Çok taraflı çevre anlaşmalarıyla getirilen mekanizmalarla DTÖ çerçevesindeki anlaşmalardaki hükümleri arasındaki çelişkiler ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Özellikle biyolojik çeşitlilik ve ticaret ilişkisi üzerinde durulmakta, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi ile TRIPS Anlaşması arasındaki uyumsuzluk ve çevreye etkileri irdelenmektedir. Son olarak da Çok Taraflı Çevre Sistemi ile Çok Taraflı Ticaret Sistemi arasındaki ilişkilerin, DTÖ’nün, çevrenin korunmasını amaçlayan çok taraflı çevre anlaşmaları üzerinde tehdit yarattığı konusu ele alınarak, çok taraflı çevre sistemi ile çok taraflı ticaret sistemi arasındaki ilişkiler, çevre anlaşmalarının çözüm yerinin DTÖ olup olmadığı, MEA’lar çerçevesinde alınan ticari önlemlerin uygulanabilirliği, MEA’lardaki anlaşmazlık çözümleme mekanizmalarının zayıflığı, MEA’ların uluslararası anlaşmalar arasındaki hiyerarşik konumu kapsamında tartışılmaktadır. Bu bölüm “Sonuç” başlığı ile sonlandırılmaktadır. Sonuç ve Değerlendirme bölümünde ise, tüm veriler ışığında konunun genel bir değerlendirilmesi yapılmakta, kanıtlanan varsayımlara ve önerilere yer verilmektedir.

İçindekiler

 Özet

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

VAKIF ] TUSAM ] ALMANAK ] MEDYADAN ]