Üniversiteden Manifesto
Üniversiteler, ülkelerin beynidir derler. Bizim
beynimizin "dumura uğradığını" ise çoktan beri herkes söylüyor. Geçtiğimiz
ayda bu üniversitelerimizin rektörleri "ayaklanarak" Ankara'nın yolunu
tuttular ve hem üniversiteleri için hem yarım ağızla da olsa öğretim üyeleri
için para talep ettiler. Döner sermaye üzerine başlayan tartışma ise yükü, tartışmanın
doğrudan bir tarafı olmayan öğrencilere yıkarak kapatılmış gibi gözüküyor. Öğrenciler
650 Dolar ödeyerek "özel" öğretim elemanı tutacak; böylece öğretim
elemanları para, öğrenciler de diploma alacak.
Bu koşullarda Öğretim Elemanları Sendikası
(ÖES)'nın, kamuoyuna sunduğu 10 maddelik bildirge özel önem taşıyor ve hem sürekli
gündemde tutulması hem de izlenmesi gerekiyor.
ÖES Üyesi Öğretim Elemanlarının Bildirgesi
1- Şimdiye kadar öğretim elemanlarının
sorunlarına pek duyarlılık göstermeyen rektörlerin dahi üniversite personelinin
maddi yaşam koşullarının iyileştirilmesi talebiyle ortaya çıkması, durumun
vahimiyetinin açık kanıtıdır. Ama bu ülkede emeğiyle geçinenlerin hak taleplerine
kulak vermeyen, yalnız kendisi için “ayaklanan” bir üniversite, hem toplumdan
yeterli desteği görmeyecek hem de sorunun kaynakları doğru saptanamayacaktır.
2- Bizler uzun yılların çabasıyla kamu
kaynaklarını kullanarak yetiştik. Şartlar ne olursa olsun kamu üniversitelerini terk
etmemeye kararlıyız. Talebimiz devletten, sermayeden, dinden bağımsız özgür
akademisyen kimliğimizi koruyarak mesleğimizi yürütmektir.
3- Bunun için emeğimizin karşılığı olan hak
ettiğimiz ücreti alma çabasındayız. ÖES olarak KESK’in şemsiyesi altında grevli,
toplusözleşmeli sendika mücadelesi veriyoruz. Ancak bu amaca ulaşınca hiç kimseye
minnet duymadan hakkımız olan insanca bir yaşam düzeyine kavuşacağımıza
inanıyoruz.
4- Ülkemizde yirmi yılı aşkın süredir uygulanan
neoliberal politikalar, bu politikaları dayatan IMF ve DB ile ülkeyi yönetemeyen
hükümetler, gerek yaşadığımız ekonomik krizlerin, gerekse öğretim elemanlarının
gittikçe bozulan yaşam koşullarının baş sorumlusudur. Bu nedenle sendikamızın tüm
üyeleri gelecek ders yılından başlayarak derslerinin ilk on dakikasını bu
politikaları teşhire ayıracak, eylemimizin dozu koşullara göre gittikçe
artırılacaktır.
5- Üyelerimizin de katkısıyla hazırlanan Emek
Programı’nın anlatılabilmesi, geliştirilebilmesi için yaz aylarında da
çabalarımızı sürdüreceğiz. İktisatçı meslektaşlarımız iktisat
politikalarını, ziraatçılar tarım, veterinerler hayvancılık, eğitim bilimciler
eğitim politikaları, tıpçılar sağlık politikaları, kısacası tüm
meslektaşlarımız kendi alanlarıyla ilgili teşhir faaliyetine ağırlık
vereceklerdir.
6- Rektörlerin öğrenci harçlarının 650 dolara
çıkartılarak öğretim elemanlarının yaşam şartlarının düzeltilmesi talebini
çok yanlış buluyoruz. Biz parasız eğitim talebimizi sürdürmeye kararlıyız,
öğrencilerimizin cebine saldırarak yapılacak düzenlemelere şiddetle karşı
çıkacağımızı, öğrencilerimizle birlikte tepki koyacağımızı açıkça ilan
ediyoruz.
7- Yüzde on paralı öğrenci kontenjanını da hem
Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olacağı hem de kamu üniversitelerinin
ticarethane haline getirilmesinin son adımını teşkil edeceği için kabul edilemez
buluyoruz.
8- Üniversitenin saygınlığına gölge düşüren,
kendisiyle aynı düşünmeyen öğretim üyelerine sıfatı rektör bile olsa en ağır
iftira ve suçlamaları yöneltmekten çekinmeyen YÖK Başkanı Kemal Gürüz
sözcülüğünde yapılan bir hak arama mücadelesinin inandırıcılığı
azalmaktadır. Kemal Gürüz hemen istifa etmeli, kendi yönetiminde tarihinin en kötü
dönemini yaşayan üniversitelerden elini çekmelidir.
9- Ekonomide fonların tasfiyesi bütçe ve mali
disiplini bozulan uygulamalar olduğu için yerindedir. Üniversite araştırma fonları
özellikle fen bilimlerindeki arkadaşlarımızın çalışmalarını sürdürebilmeleri
için hayati önemdedir. Bu araştırmaların üniversite genel bütçesi içersinden
sürdürülebilmesi, kaynaklardan yararlanabilmenin objektif koşullara bağlanması
gereklidir.
10- Ülkemizde bilimin geleceği, gençlerin öğretim
üyeliği mesleğine kazanılmasına, mesleğimizin hem maddi yaşam koşulları hem de
toplumsal saygınlık açısından cazip hale getirilmesine bağlıdır. Üniversitelerde
yaşanan kan kaybı da göz önüne alınarak araştırma görevlisi kadroları
artırılmalı, gençlere kendilerini ve bilimi geliştirebilecekleri koşullar
sağlanmalıdır.
|