|
1 MART'TA ANKARA'YA
Bu topraklar için yapılan
"dörtnala gelip uzak asyadan akdenize bir kısrakbaşı
gibi uzanan" nitelemesi,sadece bu toprakların dünyaya
armağan ettiği bir şairin yeteneğini göstermez. O aynı
zamanda tarihsel bir gerçeği de çağrıştırır.
İster uzak asyadan olsun,
ister sibiryadan ya da kafkaslardan...
İster romadan başlasın
ister londradan...
Tüm yüzyıllar boyunca, bu
topraklar, gerçek kısraklarını gerçekten dörtnala süren
atlıları, bu atlılardan oluşan orduları cezbetti; onların
üzerinde kapıştığı alanlar oldu.
Yüzyıllar boyunca her kapışmada,
bu topraklar kanla sulandı; fıratı, diclesi, zapı, meriçi,
ergenesi, kızılırmakı kısacası bilcümle nehirleri,
dereleri kırmızı aktı.
Ve hiç şüphesiz, atlarıyla
gelenler kanlarını döktüler ama tarafları kim olursa
olsun her kapışmada, en fazla bu topraklarda yaşayan
halklar, canını, kanını verdi, gözyaşını akan kanına
karıştırdı.
Her savaş göçü, tehciri körükledi.
Her göç, her göçürme binlerce çocuğun, binlerce kadının
katline ilişkin ferman işlevi gördü.
Onun için bu ülkede
savaşı lanetleyen türküler, ağıtlar hep üretildi, hep
can kulağıyla dinlendi. Onun için gidilip gelinmeyen
yemenler, onun için gençliğe adanan eyvahlar her ortamda
hep hüzünle ama ortak olarak söylendi.
Bu toprakların insanları,
savaşın ne olduğunu ve her savaşın herşeyden fazla
kendilerini kırıp geçirdiğini, yüzyıllardan süzülüp
gelen bir tecrübeyle biliyorlar.
Bu ülkenin insanlarının büyük
çoğunluğu, biraz da bu yüzden, kendilerine yönelen saldırıları
dahi sükunetle karşılıyor. Biraz da bu yüzden daha aza;
daha az ekmeğe, daha az söze, daha az özgürlüğe ve hatta
daha az yaşamaya razı oluyor.
Bu ülkenin insanlarının büyük
çoğunluğu, bu yüzden "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh"
şiarını bir yaşam felsefesi olarak kabul etti. Bu yüzden
İsmet İnönü, ikinci dünya savaşında ülkeyi savaşa
sokmamayı başarmış olmakla çoğunluk tarafından onurlandırıldı.
Ve arkasında "para tanrısından
başka hiçbir tanrının" olmadığı bu savaşın
naraları atılmaya başladığı andan itibaren bu
ülkenin halkı Savaşa
tereddütsüz HAYIR dedi.
Bu ülkede yaşayan yaklaşık
altmış milyonun savaşa hayır dediğini, herkes kabul
ediyor.
Ama bir yandan soğuktan
titrerken yaşanan bu sıcak günlerde "sessiz
bir hayır", savaşı önlemeye yetmiyor. En
önemlisi ülkemiz egemenleri, ülkeyi düşürdükleri "çaresizlik"
ortamında, şimdiye kadar "Cihan"a ilişkin olarak
izledikleri genel çizgiyi terkedip, doğrudan, açıkça ve
ülke onurunu ayaklar altına alan pazarlık görüntüleri içinde,
savaş atına oynamayı tercih etmiş görünüyor.
Diğer yandan 15 şubat, ateşin
düştüğü yerde yaşamayan dünya halklarının da bu savaşa,
tıpkı bizim gibi tereddütsüz hayır dediğini gösterdi.
Ülkemizin bu savaşa karşı
çıkışı organize etmeye çabalayan örgütleri 1 Mart'ta
Ankara'da tüm savaş karşıtlarını toplamayı, aynı anda,
aynı yerde yüzbinlerce kişinin haykırdığı bir Savaşa
Hayır'ı, hem dünyadaki diğer HAYIR'larla
birleştirmeyi, hem de savaştan medet uman tüm akbabaları
telaşlandırmayı amaçlıyor.
Bu ülkenin yakın tarihinde
karşılaşılan en büyük görev değilse en büyük görevlerden
biri 1 MART günü Ankara'da olmak ve sesimizi "diğerlerimizin"
sesine karıştırmaktır.
Hem dünyanın dört bir yanındaki
savaş akbabalarının planlarını başarısızlığa uğratmak
için,
Hem savaşa karşı
olduğunu açıkça, yüksek sesle beyan etmiş, akbabalara
karşı nefretini açıklamış; insanın yüreğine yaşama
sevinci akıtan, gelecekten umutlandıran o güzelim dünya
insanlarının saflarına katılmak için,
Hem de insanlık ailesinin
onurlu bir üyesi olduğumuzu dünyadaki tüm kardeşlerimize
kanıtlamak, onlara da moral aşılamak ve yönetenlerimizin
sorumsuzca çiğnettikleri onurumuzu sahiplenmek için "ŞİMDİ
SIRA BİZDE" diyerek görev başına.
Ankara'da olan her bir kişi
gücümüze güç katacak, olmayan her bir kişi ile sadece
sayımız eksilmeyecek, içimizden birşeyler kopup gidecek...
|