İstiklal C Kallavi S 4/3
80050 Beyoğlu İSTANBUL

t: 212 292 5585
f: 212 292 5586

merhaba@sav.org.tr

Vakıf | Etkinlikler | Çalışma Grupları | Yayınlar | Görüşler | Bağlantılar | Mektup

İKİZ KULELER, SAVAŞ VE YENİ DÖNEM

11 Eylül'de İkiz Kulelere ve Pentagon'a yapılan saldırırır hemen ardından, daha enkazlardan dumanlar tütmeye devam ederken Beyaz Saray sözcüleri ve ABD yetkilileri 'yeni bir dönem'in başladığını ilan ettiler.

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. 'Teröre' karşı bir yeni bir dönem başlıyacaktı. Ardından ABD kime karşı ilan ettiğini açıklamadağı bir 'savaş ilanı'nı dünyaya duyurdu. Sonra 'bu savaş klasik savaşlardan farklı bir savaş olacak' dedi. Bu savaşın 'uzun yıllar' süren bir operasyon olacağı duyuruldu.

Yıkılan ikiz kulelerin dehşet verici görüntüleri arasında 'terör'ün insanlık dışı yüzü sergilendi günler geceler boyunca.'Teröristler'in ne denli acımasız ve insanlıktan uzak olduğu anlatıldı. Bütün bu beyinleri esir almayı amaçlayan propaganda dalgasının ardından, yıkılan binaların dağılan dumanlarının arasından gerçek görüntü, ABD'nin asıl yapmak istediği yavaş yavaş belirmeye de başladı.

Beyaz Saray sözcüleri ile birlikte ve ayni anda bütün dünyada benzer sözcüler, bizde de hergün televizyonlarda boy gösteren 'uzmanlar' yeni dönemi yorumlamaya başladılar. Bu 'yeni dönem'e göre terörün ve teröristlerin üzerine kararlı bir şekilde gidilecekti. 'Terör örgütleri' ve bunlarla selamı sabahı olan ülkeler dünya haritasından silinmeliydi. ABD'nin ilan ettiği yeni konseptin özü bu idi. Ama sallanan terör korkuluğunun arkasında saklanmak istenen ana görüntü, esas amaç ise ABD'nin yeni konseptinin dünyayı bir kez daha paylaşmak, hayati öneme sahip bölgelerin emperyalistler için tamamen dikensiz bir gül bahçesi haline getirilmesiydi.

Bu paylaşım emperyalistler arasında bir savaş sonucu yeniden dünyanın haritasının çizilmesi değildi kuşkusuz. ABD, yeni konseptinde diğer tüm emperyalistleri de peşinden sürüklemeyi başarmıştı. Daha önce çeşitli konularda emperyalistlerin kendi aralarında gözüken fikir ayrılıkları ve farklılıklar 11Eylül saldırısının olağanüstü görüntüleri ve saldırının şiddeti karşısında (ki bu büyük organizasyon isteyen saldırının kimler tarafından gerçekleştirildiği bugüne kadar çok kesin olarak ortaya çıkmış değil) geri plana itilmiş ve NATO'nun 5. maddesinin yürürlüğe sokulmasıyla tüm NATO güçleri bu savaşın tarafı haline getirilmişti.

Ardından telaffuz edilen terör örgütlerinin ve bunlarla teması olduğu iddia edilen ülkelerin listesine bakılınca dünya üzerinde ABD çıkarlarına aykırı davranan hatta ABD askeri gibi davranmayan kim varsa hedef tahtasına oturtulduğunu görmekteyiz. Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya, Kuzey Asya sahip oldukları kaynaklar ve güzergah itibarı ile yeniden yapılanması gereken bölgelerdi ABD yöneticilerine göre.

Şimdiye kadar da bu örgütler ve ülkeler hakkında benzer tespitleri yapmıyor değildi ABD yetkilileri. Ama şimdi yeni dönemle birlikte ortaya çıkan yeni yöntemler sözkonusu idi. Birincisi, ABD 'ya benden yanasın ya terörist' diye çok net bir ayrıma gidiyor, teröristlere de yaşam hakkı tanımayacağını ilan ediyordu. İkincisi, yapacağı yöntem değişikliklerine ilişkindi. Tüm girişimlerini 'hür dünya, insan hakları, özgürlük' vs sözcükleri ile kamufle etmeye çalışan ABD, 'yeni dönemde yeni yöntemlerin' geçerli olacağını açıklıyordu. Bu yeni yöntemlerin ne olduğu kısa sürede anlaşılmaya başlandı. CIA yetkilileri hedef ülkelerin başkanlarına suikast yetkisi istiyorlardı, FBI yetkilileri gözaltına aldıklarını kolay konuşturamadıklarını, işkence yetkisi verilmezse yeterli sonucu alamadıklarını söylüyorlardı. Bunlar ABD'nin şimdiye kadar yapmadığı, yeni başvuracağı yöntemler miydi? Elbette hayır. ama dün gizli kapaklı yapılan, gerektiğinde reddedilen operasyonlar, kontra yöntemler artık açıktan ve göstere göstere yapılacaktı. Yeni yöntemlerin anlamı bu idi.

ABD yetkilileri psikolojik harbin bir gereği olarak bahsettikleri 'teröristler' kelimesini o kadar çok telaffuz etmişlerdi ki ilerleyen günlerde bir düzeltme yapma ihtiyacını da duydular. 'Her terörist terörist değildir' dediler. 'Bazı teröristler yokedilmesi gereken teröristtir bazıları ise özgürlük savaşçısı.' Bu ayrım ABD'nin bakış açısını ve insan haklarından, özgürlükten ne anladığını anlatmaktaydı aslında. Dünyanın herhangi bir yerinde ABD çıkarlarına aykırı davranan kişi, örgüt ve ülke 'terörist' idi, ABD çıkarına uygun davranan eli kanlı diktatörler, işkenceciler, ölüm mangaları, kontra timleri 'özgürlük savaşçısı'.

İşte tüm bu yeni döneme ilişkin yaklaşımlarının ışığında ABD Afganistan'a bomba yağdırmaya başladı. Dün ABD çıkarlarına uygun davrandığı için 'özgürlük savaşçısı' kategorisine giren, bizzat kendi elleri ile besleyip büyüttüğü USAme Bin Ladin, bugün çıkarlarına aykırı davrandığı için 'terörist' idi. Hem ikna edici iyi bir hedefti Bin ladin hem de Afganistan stratejik bir konuma sahipti. Dünya kamuoyu yıkılan kulelerin görüntüleri arasında sürdürülen propagandanın ardından düğmeye basıldı ve bombalar yağmaya başladı Afganistan halkının başına. Bir tekinin bile Ladin'in yakınına yada Taliban birliklerine isabet etmediğini bile bile yağdırıldı tonlarca bomba. Başta çocuklar olmak üzere sivil halk can verdi bu bombardımanda her zaman olduğu gibi. Propaganda devam da ediyordu, 'Uçaklardan Taliban zulmünden kurtarmaya çalıştığımız yoksul Afganistan halkına yardım malzemeleri, gıda ve sağlık gereçleri de atıyoruz' diye. Ama üç beş gün sonra yeni bir açıklama daha yaptılar. '15 cm uzunluğundaki paketler misket bombasıdır 18 cmlikler ise gıda malzemesi, ikiside sarı, alırken karıştırmayın' diye. Sanki Afgan çocukları ellerinde cetvellerle çıkıyordu paket toplamaya.

Bir yandan da şarbonlu mektuplar paniğiyle, 'bu hafta büyük bir saldırı bekliyoruz' açıklamalarıyla Amerikan halkı hem gerilim altında tutuluyor hem de sürdürülen savaş ve operasyonlarda destekleri sağlanmaya çalışılıyordu. Seçimleri kazanmasında en büyük destekçisinin silah tekelleri olduğu bilinen Bush'un vefa borcunu ödemesiydi yapılanlar ve sürdürülmesi hedeflenen yeni politika.

Afganistan'dan sonra Irak telaffuz edilmeye başlanıyordu. Sırada diğerleri vardı ABD'nin çıkarlarına kim denk geliyorsa.

ABD bütün bunları yaparken Türkiye'den de efendilerini aratmayacak sesler yükseliyordu. 'Geç kalmayalım, elimizi çabuk tutalım, Türkiye için büyük fırsat' diye avaz avaz bağıran ABD işbirlikçileri Türkiye'yi de savaş batağına çekebilmek için çırpınıyordu. Kısa süre sonra da bütün bu çabaların ve ABD uşaklığının bir sonucu olarak Afganistan'a asker gönderme kararı çıkıyordu parlementodan. Halkın yüzde 90'ının savaşa karşı olmasına, ülkenin geri dönülmez bir maceraya sürüklenmesine karşı olmasına bakılmaksızın.

Afganistan ardından hedeflenen Irak ve diğerlerinde ABD çıkarları için girilecek savaş batağının geri dönüşü olmayacağının ve ülkeyi yeni yıkımlar eşiğine getireceğinin, savaşın Türkiye halkı için daha fazla açlık ve yoksulluk anlamına geldiğinin bütün gerçekliğiyle ortada olmasına rağmen.

Yalnız bu değildi girilen bu yolla beraber emekçilerin sırtına yıkılacak olan. Savaş gerekçesiyle zaten sınırlı haklar iyice tırpananacak, kazanılmış haklar ellerden alınmaya çalışılacak, daha fazla baskı ve terör kendisini hissettirecek, savaşın faturası emekçilerden çıkarılmaya çalışılacaktı.

Körfez krizi döneminde yasaklanan büyük madenci grevi hatırlanınca şimdi girilen savaş hattında ne grev ne gösteri hiçbirine göz yumulmayacağı açıktı, ülkenin içinde bulunduğu dönemdeki güvenliği gerekçesi ile. Nitekim ülkenin birçok yerinde savaşa karşı yapılmak istenen mitingler yasaklanıyordu. Savaşa hayır diye sokağa çıkanlara vahşice saldırılıyordu Kadıköy'de olduğu gibi. İkramiyelerin ertelenmesinden, kıdem tazminatının kaldırılmasından, yüzde 10 maaşların düşürülmesinden, memur sayısının azaltılmasından bahsediliyor şimdi de. Hazırlanan 2002 bütçesi bunun örnekleriye dolu. 

Bütün bunlar onların dün de yapmak istedikleri idi. Ama yeni dönemle birlikte yeni gerekçelerle yeni bir saldırıya geçtiler.

Bütün bunlar onların yapmak istedikleri dedik. Peki ama kaçınılmaz mı bütün bunların gerçekleşmesi? Elbette hayır!

Bütün bunlar emperyalizmin ve işbirlikçilerinin planları. Soygun ve savaş düzeninden çıkarı olanların istekleri. Ama bunun karşısında milyonlarca işçi ve emekçi yaşananlar karşısında bir kez daha sorguluyor ister istemez içinde bulunduğu durum ile yaşananlar karşısındaki çelişkiyi. Bu sorgulamayı daha yüksek sesle yapabilmek, savaşa ve emperyalizme karşı daha açıktan tavır alabilmek emekten yana olduğunu söyleyen partilerin, sendikaların, kitle ve meslek örgütlerinin çabalarına bağlı biraz da.

Emperyalistlerin ve işbirlikçilerin yeni dönemle birlikte çok daha atak davrandıkları bir dönemde bugünkü düzenden beslenmeyen ve bu düzenden çıkarı olmayan herkesin de eskisinden farklı davranış sergilemek zorunda olduğu da ortada.

Artık kimsenin mazeret göstermeye hakkı yok. ABD'nin 'ya benden yanasın ya karşı tarafta' diyerek koyduğu ayrım aslında yapılması gerekenleri tarif ediyor.

Ya ABD planlarına destek olacağız ya da direneceğiz!

Eskisinden çok daha çaba sarfederek, çok daha örgütlü davranarak!

Herkesin yapabileceği bir şey vardır elbette, yeter ki kararmasın sol memenin altındaki cevahirler!

Semih Hiçyılmaz

 

Ana Sayfa

Vakıf | Etkinlikler | Çalışma Grupları | Yayınlar | Görüşler | Bağlantılar | Mektup