İKİZ
KULELER, SAVAŞ VE YENİ DÖNEM
11
Eylül'de İkiz Kulelere ve Pentagon'a yapılan saldırırır hemen
ardından, daha enkazlardan dumanlar tütmeye devam ederken Beyaz
Saray sözcüleri ve ABD yetkilileri 'yeni bir dönem'in
başladığını ilan ettiler.
Artık
hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. 'Teröre' karşı bir yeni
bir dönem başlıyacaktı. Ardından ABD kime karşı ilan ettiğini
açıklamadağı bir 'savaş ilanı'nı dünyaya duyurdu. Sonra
'bu savaş klasik savaşlardan farklı bir savaş olacak' dedi.
Bu savaşın 'uzun yıllar' süren bir operasyon olacağı
duyuruldu.
Yıkılan
ikiz kulelerin dehşet verici görüntüleri arasında 'terör'ün
insanlık dışı yüzü sergilendi günler geceler
boyunca.'Teröristler'in ne denli acımasız ve insanlıktan uzak
olduğu anlatıldı. Bütün bu beyinleri esir almayı amaçlayan
propaganda dalgasının ardından, yıkılan binaların dağılan
dumanlarının arasından gerçek görüntü, ABD'nin asıl yapmak istediği
yavaş yavaş belirmeye de başladı.
Beyaz
Saray sözcüleri ile birlikte ve ayni anda bütün dünyada benzer
sözcüler, bizde de hergün televizyonlarda boy gösteren 'uzmanlar'
yeni dönemi yorumlamaya başladılar. Bu 'yeni dönem'e göre terörün ve
teröristlerin üzerine kararlı bir şekilde gidilecekti. 'Terör
örgütleri' ve bunlarla selamı sabahı olan ülkeler dünya haritasından
silinmeliydi. ABD'nin ilan ettiği yeni konseptin özü bu idi. Ama
sallanan terör korkuluğunun arkasında saklanmak istenen ana görüntü,
esas amaç ise ABD'nin yeni konseptinin dünyayı bir kez daha
paylaşmak, hayati öneme sahip bölgelerin emperyalistler için tamamen
dikensiz bir gül bahçesi haline getirilmesiydi.
Bu
paylaşım emperyalistler arasında bir savaş sonucu yeniden dünyanın
haritasının çizilmesi değildi kuşkusuz. ABD, yeni konseptinde diğer
tüm emperyalistleri de peşinden sürüklemeyi başarmıştı. Daha önce
çeşitli konularda emperyalistlerin kendi aralarında gözüken fikir
ayrılıkları ve farklılıklar 11Eylül saldırısının olağanüstü
görüntüleri ve saldırının şiddeti karşısında (ki bu büyük
organizasyon isteyen saldırının kimler tarafından gerçekleştirildiği
bugüne kadar çok kesin olarak ortaya çıkmış değil) geri plana
itilmiş ve NATO'nun 5. maddesinin yürürlüğe sokulmasıyla tüm NATO
güçleri bu savaşın tarafı haline getirilmişti.
Ardından
telaffuz edilen terör örgütlerinin ve bunlarla teması olduğu iddia
edilen ülkelerin listesine bakılınca dünya üzerinde ABD çıkarlarına
aykırı davranan hatta ABD askeri gibi davranmayan kim varsa hedef
tahtasına oturtulduğunu görmekteyiz. Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya,
Kuzey Asya sahip oldukları kaynaklar ve güzergah itibarı ile yeniden
yapılanması gereken bölgelerdi ABD yöneticilerine göre.
Şimdiye
kadar da bu örgütler ve ülkeler hakkında benzer tespitleri yapmıyor
değildi ABD yetkilileri. Ama şimdi yeni dönemle birlikte ortaya
çıkan yeni yöntemler sözkonusu idi. Birincisi, ABD 'ya benden
yanasın ya terörist' diye çok net bir ayrıma gidiyor,
teröristlere de yaşam hakkı tanımayacağını ilan ediyordu. İkincisi,
yapacağı yöntem değişikliklerine ilişkindi. Tüm girişimlerini
'hür dünya, insan hakları, özgürlük' vs sözcükleri ile
kamufle etmeye çalışan ABD, 'yeni dönemde yeni yöntemlerin'
geçerli olacağını açıklıyordu. Bu yeni yöntemlerin ne olduğu kısa
sürede anlaşılmaya başlandı. CIA yetkilileri hedef ülkelerin
başkanlarına suikast yetkisi istiyorlardı, FBI yetkilileri gözaltına
aldıklarını kolay konuşturamadıklarını, işkence yetkisi verilmezse
yeterli sonucu alamadıklarını söylüyorlardı. Bunlar ABD'nin şimdiye
kadar yapmadığı, yeni başvuracağı yöntemler miydi? Elbette hayır.
ama dün gizli kapaklı yapılan, gerektiğinde reddedilen operasyonlar,
kontra yöntemler artık açıktan ve göstere göstere yapılacaktı. Yeni
yöntemlerin anlamı bu idi.
ABD
yetkilileri psikolojik harbin bir gereği olarak bahsettikleri
'teröristler' kelimesini o kadar çok telaffuz etmişlerdi ki
ilerleyen günlerde bir düzeltme yapma ihtiyacını da duydular.
'Her terörist terörist değildir' dediler. 'Bazı
teröristler yokedilmesi gereken teröristtir bazıları ise özgürlük
savaşçısı.' Bu ayrım ABD'nin bakış açısını ve insan haklarından,
özgürlükten ne anladığını anlatmaktaydı aslında. Dünyanın herhangi
bir yerinde ABD çıkarlarına aykırı davranan kişi, örgüt ve ülke
'terörist' idi, ABD çıkarına uygun davranan eli kanlı
diktatörler, işkenceciler, ölüm mangaları, kontra timleri
'özgürlük savaşçısı'.
İşte
tüm bu yeni döneme ilişkin yaklaşımlarının ışığında ABD Afganistan'a
bomba yağdırmaya başladı. Dün ABD çıkarlarına uygun davrandığı
için 'özgürlük savaşçısı' kategorisine giren, bizzat kendi
elleri ile besleyip büyüttüğü USAme Bin Ladin, bugün çıkarlarına
aykırı davrandığı için 'terörist' idi. Hem ikna edici iyi bir
hedefti Bin ladin hem de Afganistan stratejik bir konuma sahipti.
Dünya kamuoyu yıkılan kulelerin görüntüleri arasında sürdürülen
propagandanın ardından düğmeye basıldı ve bombalar yağmaya başladı
Afganistan halkının başına. Bir tekinin bile Ladin'in yakınına yada
Taliban birliklerine isabet etmediğini bile bile yağdırıldı tonlarca
bomba. Başta çocuklar olmak üzere sivil halk can verdi bu
bombardımanda her zaman olduğu gibi. Propaganda devam da ediyordu,
'Uçaklardan Taliban zulmünden kurtarmaya çalıştığımız yoksul
Afganistan halkına yardım malzemeleri, gıda ve sağlık gereçleri de
atıyoruz' diye. Ama üç beş gün sonra yeni bir açıklama daha
yaptılar. '15 cm uzunluğundaki paketler misket bombasıdır 18
cmlikler ise gıda malzemesi, ikiside sarı, alırken
karıştırmayın' diye. Sanki Afgan çocukları ellerinde cetvellerle
çıkıyordu paket toplamaya.
Bir
yandan da şarbonlu mektuplar paniğiyle, 'bu hafta büyük bir
saldırı bekliyoruz' açıklamalarıyla Amerikan halkı hem gerilim
altında tutuluyor hem de sürdürülen savaş ve operasyonlarda
destekleri sağlanmaya çalışılıyordu. Seçimleri kazanmasında en büyük
destekçisinin silah tekelleri olduğu bilinen Bush'un vefa borcunu
ödemesiydi yapılanlar ve sürdürülmesi hedeflenen yeni politika.
Afganistan'dan
sonra Irak telaffuz edilmeye başlanıyordu. Sırada diğerleri vardı
ABD'nin çıkarlarına kim denk geliyorsa.
ABD
bütün bunları yaparken Türkiye'den de efendilerini aratmayacak
sesler yükseliyordu. 'Geç kalmayalım, elimizi çabuk tutalım,
Türkiye için büyük fırsat' diye avaz avaz bağıran ABD
işbirlikçileri Türkiye'yi de savaş batağına çekebilmek için
çırpınıyordu. Kısa süre sonra da bütün bu çabaların ve ABD
uşaklığının bir sonucu olarak Afganistan'a asker gönderme kararı
çıkıyordu parlementodan. Halkın yüzde 90'ının savaşa karşı olmasına,
ülkenin geri dönülmez bir maceraya sürüklenmesine karşı olmasına
bakılmaksızın.
Afganistan
ardından hedeflenen Irak ve diğerlerinde ABD çıkarları için
girilecek savaş batağının geri dönüşü olmayacağının ve ülkeyi yeni
yıkımlar eşiğine getireceğinin, savaşın Türkiye halkı için daha
fazla açlık ve yoksulluk anlamına geldiğinin bütün gerçekliğiyle
ortada olmasına rağmen.
Yalnız
bu değildi girilen bu yolla beraber emekçilerin sırtına yıkılacak
olan. Savaş gerekçesiyle zaten sınırlı haklar iyice tırpananacak,
kazanılmış haklar ellerden alınmaya çalışılacak, daha fazla baskı ve
terör kendisini hissettirecek, savaşın faturası emekçilerden
çıkarılmaya çalışılacaktı.
Körfez
krizi döneminde yasaklanan büyük madenci grevi hatırlanınca şimdi
girilen savaş hattında ne grev ne gösteri hiçbirine göz
yumulmayacağı açıktı, ülkenin içinde bulunduğu dönemdeki güvenliği
gerekçesi ile. Nitekim ülkenin birçok yerinde savaşa karşı yapılmak
istenen mitingler yasaklanıyordu. Savaşa hayır diye sokağa çıkanlara
vahşice saldırılıyordu Kadıköy'de olduğu gibi. İkramiyelerin
ertelenmesinden, kıdem tazminatının kaldırılmasından, yüzde 10
maaşların düşürülmesinden, memur sayısının azaltılmasından
bahsediliyor şimdi de. Hazırlanan 2002 bütçesi bunun örnekleriye
dolu.
Bütün
bunlar onların dün de yapmak istedikleri idi. Ama yeni dönemle
birlikte yeni gerekçelerle yeni bir saldırıya geçtiler.
Bütün
bunlar onların yapmak istedikleri dedik. Peki ama kaçınılmaz mı
bütün bunların gerçekleşmesi? Elbette hayır!
Bütün
bunlar emperyalizmin ve işbirlikçilerinin planları. Soygun ve savaş
düzeninden çıkarı olanların istekleri. Ama bunun karşısında
milyonlarca işçi ve emekçi yaşananlar karşısında bir kez daha
sorguluyor ister istemez içinde bulunduğu durum ile yaşananlar
karşısındaki çelişkiyi. Bu sorgulamayı daha yüksek sesle yapabilmek,
savaşa ve emperyalizme karşı daha açıktan tavır alabilmek emekten
yana olduğunu söyleyen partilerin, sendikaların, kitle ve meslek
örgütlerinin çabalarına bağlı biraz da.
Emperyalistlerin
ve işbirlikçilerin yeni dönemle birlikte çok daha atak davrandıkları
bir dönemde bugünkü düzenden beslenmeyen ve bu düzenden çıkarı
olmayan herkesin de eskisinden farklı davranış sergilemek zorunda
olduğu da ortada.
Artık
kimsenin mazeret göstermeye hakkı yok. ABD'nin 'ya benden yanasın
ya karşı tarafta' diyerek koyduğu ayrım aslında yapılması
gerekenleri tarif ediyor.
Ya
ABD planlarına destek olacağız ya da direneceğiz!
Eskisinden
çok daha çaba sarfederek, çok daha örgütlü davranarak!
Herkesin
yapabileceği bir şey vardır elbette, yeter ki kararmasın sol memenin
altındaki cevahirler!
Semih Hiçyılmaz |