NE
PİYASA NE DEVLET
Türkiye ve Dünya'da kendisini "sol" da tanımlayanlara,
mevcut sorunların ortaya konulmasında ve bunların arkasında yatan
nedenlerin tartışılmasında; olanak, fırsat ve tehditlerin toplumun
geniş kesimlerine sunulmasında sorumluluklar düştüğü bir gerçektir.
Yaşam koşullarının hızla kötüleştiği, insani değerlerin aşındırıldığı
bir dönemde, bir sistem olarak kapitalizmi anlamaya çalışan, sorgulayan,
ve aşmayı amaçlayan görüşlere katkıda bulunmaya dönük çabalar, sözkonusu
sorumluluğun gereğidir.
Bu çerçevede, sorgulama, anlama ve aşmaya dönük çabanın kritik
noktası soruları doğru formüle edebilmektir. Yanlış sorulara verilecek
"doğru" cevaplar ancak anlamayı zorlaştırırlar. Bu durum,
Türkiye solunda yaygın bir sorun alanı olarak, geçmişten bugüne
varlığını korumaktadır. Politik Ekonomi Çalışma Grubu bu
noktadan hareketle kendi perspektifinden "doğru" bulduğu
sorular ve sorunları tartışmak ve çözüme yönelik önerilerini, ilgili
tüm taraflarla paylaşmak üzere oluşturulmuştur.
Politik Ekonomi Çalışma Grubu
şu tespitlerden hareket etmektedir:
-
Daha iyi (insancıl) bir kapitalizm” ve “emeğin sosyal hakları”
talepleri ekseninde şekillenen çözümlemeler yerine, günümüz
koşullarında giderek önem kazanan “daha farklı bir toplum”
ve “emeğin özgürleşmesi” eksenli eleştirel bir analizi ön
plana çıkartmanın gerektiği,
-
Türkiye’deki krizlerin, kapitalizmin doğasından kaynaklandığı;
kapitalizmin kendini yeniden üretebilmesinin mekanizmaları olarak
işlev gördüğü,
-
Kriz sürecinde ileri sürülen, reformcu ve ulusalcı-kalkınmacı
gibi farklı iktisat politikası alternatiflerinin yanlış sorular
formüle ettiği,
-
İçinde bulunduğumuz bu dönemde devlet, sermaye ile işçi sınıfı
ve ezilen kesimler (kent yoksulları, işsizler, kadınlar,
köylüler, emekliler) arasında çıkar çatışmalarının kristalize
olduğu,
-
Özellikle 1980’li yıllardan itibaren sıkça tartışılmaya başlanan
iktisadi ilişkilerde, kamu girişimciliğinin yeri ve rolü (özelleştirme),
rant ekonomisi (para-sermaye ile üretken-sermaye ilişkisi) ekonomiyi
olumlu yönde etkileyeceği düşünülen KOBİ’ler (sermayenin merkezileşmesi
sürecinde daha düşük maliyet) gibi konularda büyüme, tasarruflar,
yatırımlar, dış ticaret dengesi vb. unsurlarla ekonomiyi
anlama çabasının, kapitalist ekonomiye içkin sınıfsal ilişkileri
algılamamızı önlediği,
-
Üretim araçlarının özel mülkiyeti, değerlenmesi (kar mantığı)
ve genişlemesi ile tanımlanan sermaye birikim süreci, sadece
"ekonomik" bir süreç değildir. Sermaye birikimini,
onun, önemli bir unsuru olan üretim girdilerinin çıktılara dönüştüğü
sürece indirgeyerek doğal ve teknik bir ilişki yerine,
toplumsal ilişkiler bütünü olarak ele almak gerektiğini; toplumların
ortak özelliğini oluşturan değişim (mübadele) ilişkileri üzerinde
değil toplumlar arasındaki farklılıkların temelinde yatan üretim
ilişkileri/düzeyi üzerinde odaklanılması gerektiği; dolayısıyla,
-
Üretimi, başka faktörler gibi emeğin de bir girdi (maliyet
unsuru) olarak yer aldığı bir teknik süreç olarak; (malların
mallarla üretimi) bu nedenle de karların üretim sürecinde ortaya
çıkan artık “değerden” değil, dolaşım sürecindeki çıktıdan (katma
değer) kaynaklandığı varsayımının yanlışlığını; bu anlamda adaletsiz
olanın ücretin yaratılan toplam değerden aldığı miktarda değil,
ücretlilik sisteminin kendisinde olduğu,
-
Teknolojinin (insanın doğa ili kurduğu ilişkiler) bölüşümden
(insanlar arası ilişkiler) bağımsız olarak ele alınması (teknolojik
determinizm) gerektiği varsayımından hareket eden bir anlayışın
yanlış olduğu,
-
AB 'ye karşı olmak-taraf olmak bir pozisyon ve tartışma zeminidir;
AB'ye girilmesine karşı olmak-girmek taraftarı olmak ise başka
bir pozisyon ve tartışma zeminidir. Bu pozisyonların toplumsal
yansımaları ve kendilerini ifade etme biçimleri, görünürde karmaşıkmış
gibi durmakla beraber, esasen net bir durumdur. AB 'ye karşı
olmanın, kapitalizme karşı olmanın bu bağlamdaki ifadesi olduğu,
-
"Sol" bir tartışmanın, bu tespitlerin çerçevelediği
bir zeminde yapılması gerektiği.
Sözkonusu tespitlerden hareket edildiğinde
Dünya ve Türkiye'deki mevcut durumu genel hatlarıyla şu şekilde
değerlendiriyoruz:
Uluslararası İşbölümü/Kapitalizm Nereye?
Kapitalizmin ortaya çıktığı toplumsal, tarihsel ve coğrafi bağlamlar
ve yaygınlaştığı tüm süreçlerde, nihai sonuç ulusal ve uluslararası
düzeylerde sermayenin yoğunlaşması ve merkezileşmesinin artışıdır
Kapitalist sermaye birikiminin bu eğilimi, güç ilişkilerine bağlı
olarak işleyen, eşitsiz ve bileşik gelişme dinamiğiyle açık hale
gelmekte ve somutlaşmaktadır.
Bir ülkenin uluslararası kapitalist iş bölümüne eklemlenme süreci
-eşitsiz ve bileşik gelişme yasasına bağlı olarak- uluslararası
ve ulusal sermayelerin ihtiyaçlarına göre bir hiyerarşi içinde belirlenir.
Söz konusu hiyerarşinin ortaya çıkardığı bağımlı “kapitalist gelişme
stratejilerinde” ulus devletlerin temsiliyeti, uluslararası ve ulusal
düzeylerden kaynaklanan, sınıfsal dinamiklerin karşılaşması ve uyumuyla
ortaya çıkmaktadır.
Kapitalist işbölümünün yeniden yapılandırılma süreci, aynı zamanda
kökeni 1970'li yıllarda kapitalizmin dünya genelinde derinleşen
ve halen devam eden krizi aşma çabası anlamına gelmektedir. Soğuk
savaş süresince ikincil önemde olan kapitalist blok içi gerilimler,
Doğu Bloku’nun çöküşüyle ve giderek yaygınlaşan krizle birlikte
ön plana çıkmış ve neo-liberal politikaların yönlendirdiği süreci
belirleyen kritik faktör olmuştur.
“Küreselleşme” kavramıyla ifade edilen kapitalizmin, bu anlamdaki
olgunlaşma safhası olarak tanımlanabilecek son yirmi yıl, söz
konusu eğilimlerin yapısal, işlevsel ve hukuksal düzeylerde
netleştiği ve dolayısıyla, tarihte olmadığı kadar bağlayıcı ve geri
dönülmez bir niteliğe sahip olduğu bir sürece işaret etmektedir.
Bu durum açık ifadesini, tüm sermaye biçimlerinin sınırsız değerlenme
motiflerini, kapitalizmin kar mantığına uygun olarak birbirine bağlayan,
uluslararası anlaşmalarda bulmaktadır. Bu sürecin taşıyıcısı ve
resmi tarafı konumundaki ulus devletler, sürecin mantığına uygun
olarak yerel, uluslararasılaşmış-yerel ve uluslararası şirketlerin
bir anlamda taşeronluğu misyonunu yüklenerek, yeniden yapılanmaktadır.
Genel eğilimler
Dünya ölçeğinde kar oranlarının düşmesine bağlı olarak, sermayenin
değerlenme sorunu, teknolojik yeniliklerin sağladığı olanaklarla
birlikte, para sermayenin belirleyici gücünü artırmıştır. Finansal
birikim olanaklarının hızla genişlediği bu süreçte, dünya ölçeğinde
yatırımlarda ve dolayısıyla büyüme oranlarında bir düşüş eğilimi
hakim olmuştur. Para-sermaye, sermayenin dünya ölçeğinde toptan
değersizleşmesini önleyen sigorta işlevini gören lokal krizlerin,
bir anlamda tetikçisi işlevini görmüştür. Ve görmeye devam etmektedir.
Bu durum, Meksika, Kore, Arjantin ve son olarak Türkiye'de derinleşen
"krizleri” önemli ölçüde etkilerken, bu gelişmelerin objektif
bir diğer sonucu, sözkonusu ülkelerde sermayelerin merkezileşme
ve yoğunlaşması sürecini hızlandırmış olmasıdır. Bu süreç, önümüzdeki
dönemde, sadece azgelişmiş kapitalist ülkelerde değil, aynı zamanda
gelişmiş kapitalist ülkelerde de krizin derinleşmesine ve sıklaşmasına
yol açacaktır.
Türkiye
Yukarıda vurgulanan dünya ekonomisindeki krize ve dolayısıyla yeniden
tanımlanan uluslararası işbölümüne uyum sağlamaya yönelik bu süreç,
Türkiye’de, 24 Ocak 1980 kararları ve 12 Eylül darbesiyle hızlanmıştır
ve devam etmektedir. Bugün yaşanan kapitalist işbölümüne entegrasyon
sürecini ve dolayısıyla geleceği niteleyen somut adımlar, “Avrupa
Birliği müktesebatına” uyum zorunluluğu ve/veya IMF’ye verilen taahhütlerin
gereği olarak gerekçelendirilen yasal düzenlemelerde somutlaşmaktadır.
Tütün Yasasından, Maden Yasasına, Endüstri Bölgeleri Yasasından,
Teknoloji Bölgeleri Yasasına, YÖK Yasasından, İş Güvenliği Yasasına
sözkonusu tüm düzenlemeler (yeniden-yapılanma yasaları) kapitalizmin
bütünsel işleyişini yansıtan, bu alanlarda tasarlanan dönüşümü
eş güdümlü kılan işlevsel bir bütünlüğe sahiptir.
Buna göre, yeniden yapılanma yasalarının kesişme
noktaları şöyle sıralanabilir:
-
KİT’lerin tasfiyesi,
-
KİT dışındaki kamu varlıklarının (hazine arazileri vb) elden
çıkartılışı,
-
Sektörlerin faaliyetlerini kontrol etmekle yükümlü kurulların
oluşturulması,
-
Çalışma ilişkilerinin kuralsızlaştırılması, taşeronlaştırmanın
önünün açılması,
-
Devletin toplumsal teşvik ödemelerine son verilmesi, indirimli
hizmetlerin kaldırılması,
-
Tarımda ekim alanlarının sınırlanması,
-
Ayrıcalıklı üretim, hizmet bölgelerinin kurulması,
-
Devletin üretim veya hizmet alanlarındaki varlığına son verilmesi,
-
(Ticarileşme) Piyasalaştırmanın önündeki engellerin kaldırılması,
-
Sosyal Güvenlik sisteminin bireysel esaslı bir değişime yönlendirilmesi,
-
Üretim ve hizmetlerin uluslararası kontrole açılması, uluslararası
standartların zorunlu hale getirilmesi.
Yasaların hayata geçirilmesi ile Türkiye’de muhtemel
gelişmeler şu şekilde sıralanabilir:
-
Kırdan kente büyük bir göç yaşanacak,
-
İşsizlik artacak,
-
Gelir dağılımı, işçi sınıfı ve ezilenler, aleyhine bozulacak,
yoksulluk yaygınlaşacak,
-
Sendikalı veya sendikasız, bütün çalışanların ortalama ücreti
düşecek, çalışma koşulları ağırlaşacak,
-
Çalışma hayatında kuralsızlaştırma (esnekleştirme) yaygınlaşacak,
-
Krizler daha da sıklaşacak,
-
Sosyal dengelerin bozulması, polisiye önlemlerin artmasına,
demokratik alanın daralmasına neden olacak,
-
İşçi sınıfının ve ezilenlerin örgütlenme kapasitesinin daralması,
demokratikleşmeyi yavaşlatacaktır.
Bu doğrultuda Politik Ekonomi Çalışma Grubuna
yön veren ilkeler şunlardır:
-
Sadece yerli sermaye, uluslararasılaşmış yerli sermaye ve uluslar
arası sermayeden değil, aynı zamanda devletten bağımsız;
sınıf perspektifli bir bakış açısına sahip olmak,
-
Her türlü politik hareket ve yapılanmalardan bağımsız durmak,
-
İşçi sınıfın ve ezilenlerin, günlük sorunlarından hareket
edip ve onların ihtiyaçları ve çıkarları doğrultusunda bilgilendirmeyi,
öngörülerde bulunmayı, çeşitli alternatif olanakları göstermeyi,
politika önerileri geliştirmeyi benimsemek.
Politik Ekonomi Çalışma Grubu (PEÇAG)
Dr. Fuat Ercan, Dr. Mehmet Türkay, Dr. Berna Güler
Müftüoğlu,
Dr. Kurtar Tanyılmaz, Dr. Özgür Müftüoğlu, Erhan Bilgin
01/08/2002
|
|