|
Sıcak
Günler Yaşıyoruz
Ülkemizde, yaşamak büyük
çoğunluğumuz için her zaman zor oldu. Bırakınız eğitimi,
toplumsal, kültürel faaliyeti, yarını güvence altına alabilmek
için sosyal ya da kişisel sigortalar oluşturmayı, çoğumuz için
yaşamın en temel gerekleri olan yemeği, barınmayı ve giyinmeyi
çözebilmek bile başarılı olmak, hatta mutlu olmak için yeterli
idi. Fakat bu zorluk her geçen gün artıyor; giderek işi olmak,
yarına aç ve işsiz kalmama kaygısıyla bakabilmek herkes
için yeterli hale geliyor.
Ülkemiz hapishaneleri her zaman
doluydu, hapishanelere akşam hep “erken inerdi”,
hapishanelerde yaşamak hep hüner isterdi. Şimdi çıkarılan affa
rağmen hapishanelerimiz yine dolu; çoğu genç yaklaşık 12.000
“teröristimiz” var. Ama şimdi akşam hapishanelere erken
inmiyor; çünkü akşam hapishanelerden hiç çıkmıyor. Çoğu
afiş asmak, duvarlara yazı yazmaktan tutuklu / hükümlü 12.000
“teroristimiz” , “içeriden” ve “dışarıdan” tecrit edilmiş
olarak her an akşamlarını yaşıyor. Yaklaşık 1000 kişi açlık
grevinde, “ölüm orucundakilerin” yaşama hüneri gösterdiği gün
sayısı ikiyüz küsür oldu. Onlarca “terörist” bu hüneri
gösteremedi, “öldü”.
Bu ülkede yaklaşık 50 yıldır,
dışarı bağımlılık, azgelişmişlik, yarı - sömürgelik
tartışmaları vardı. Ama bu ülke aynı zamanda dünyanın
emperyalizme karşı ilk ulusal kurtuluş savaşını veren ülkesi
olmanın onurunu hep taşıdı. Şimdi Dünya Bankası
tarafından atandığı, kendi ağızlarından duyurulan bir devlet
bakanımız var. Sola eğimli ve liberal olduğunu ifade eden
bakanımız, dünyanın efendilerinin “borç” için zorunlu gördüğü
yasalar -her ne nedenle olursa olsun- geciktiğinde ne kadar
yasa o kadar para, kamu işçilerinin toplu sözleşme
görüşmelerinde ise ya bizim dediklerimiz ya da baskı rejimi
diyor. Dünyanın efendileri Başbakanımıza mektup yazıp “hadi
aslanım, cesaret diyor”. Yenileri henüz olmadığı için
(!) eskilerinden okuduğumuz en pespaye ansiklopedilerde
bile işlerin bu biçimde yürüdüğü ülkeler sömürge olarak
tanımlanıyor.
Birkaçı dışındaki tüm medya
organları ve kalemşörleri, “adamların dediklerini yapın yoksa
bittik ha!” söylemini binbir biçimde süsleyerek ifade
ediyor.
Osmanlı’nın Duyunu Umumiyesi yine
kuruluyor.
Ey egemenler! Edebiliyorsanız
eserinizle iftihar edin.
Bu ülkede yaşamak zordu, giderek
onur kırıcı bir hale de geliyor.
Sıcak günler
yaşıyoruz.
Ülkemiz
sömürgeleşiyor.
Ülkemizde işsizlik, açlık,
umutsuzluk yayılıyor.
Ülkemiz hapishanelerinde ölüm kol
geziyor.
Sıcak günler
yaşıyoruz.
İnsanlarımız, o “sürü gibi” olan,
“kabahatin çoğu”nu taşıyan insanlarımız, tüm eksiklikleriyle,
tüm zaaflarıyla, tüm şaşkınlıklarıyla, tüm bencillikleriyle
tekrar biraraya gelmeyi, tepkilerini dile getirmeyi, yeni bir
dünyayı tasarlamayı –yeniden- öğreniyor; 1 Aralık’ta,
14
Nisan’da tepkiyi örgütlüyor; 1 Mayıs’ta coşkuyu
hatırlıyor.
Türkiye tarihinde ilk kez, kitle
tabanı çok geniş olan bir platform, bilim adamlarınca
şekillendirilen bir programa kavuşuyor ve bu programı savunma
sözü veriyor.
Çok açıkça
belirtiyoruz:
Bizler ne dünyanın efendisi olmak,
ne de birilerine hükmetmek istiyoruz. Bizler, sadece ve
sadece, doğduğumuz ve büyüdüğümüz bu topraklarda yaşamak,
kendi geleceğimize kendimiz karar vermek ve bizden sonra bu
topraklarda doğanlara; oğullarımıza, kızlarımıza,
torunlarımıza daha iyi bir ülke bırakmak
istiyoruz.
Bunları yapabilmek için ise,
çalışmanın ve üretmenin, eğitimin ve sağlığın asgari bir
zorunluluk olduğunu biliyoruz. Bildiğimiz bir şey daha var;
tüm bunlar için çaba göstermek; şimdi Emek Programını
savunmaktan, bu programı netleştirmekten ve kamusal bir
belgeye dönüştürmekten geçiyor.
Bunun için üzerimize düşenleri seve
seve yerine getireceğiz.
Son söz:
Ey yetkililer;
Ekonomik ve siyasal programlarınız
konusunda elinizin kolunuzun bağlı olduğunu, bunların dikte
ettirildiğini anlayabiliyoruz. Ama cezaevleri sorunu konusunda
tam yetkili olduğunuzu biliyoruz. Hatta 12.000 “terörist”in
tümünü düşmanınız olarak da görebilirsiniz. Ama “tecriti”
kaldırmamanızı, koşula bağlamanızı anlamıyoruz; sadece ve
sadece, Avrupa Birliği’ne verdiğiniz ulusal programınızın bu
konuda yazdıklarını yerine getirmenizi ve “tecrit”
uygulamasını derhal kaldırmanızı talep ediyoruz.
|