SAV; kendini "Bireyin, kitlelerin, toplumsal katman ve sınıfların yaşama aktif bir biçimde katılmasını sağlamaya yönelik bir bilgi taşıyıcısı" olarak tanımlar; toplumda ve üyeleri arasında dayanışma duygu ve bilincinin geliştirilmesine özel bir önem verir.

Vakıf | Etkinlikler | Çalışma Grupları | Kitapçı | Yayınlar | Görüşler | Bağlantılar | Arşiv  | Mektup

Eğlence bitti!

Savaş karşıtı eylemlerdeki karnaval havası bitti. Şimdi yas zamanı. Eylemler, dünyanın kurulu sistemden memnuniyetsizliğini kayıtlara düştü. Bu, postmodernitenin sonu. Artık neyin ne olduğu belli!


     Sokaklar yeniden yaşamaya başlamıştı. Çünkü doğada her şey karşıtıyla vardı ve imparatorluk, açıkça "emperyalizmden" bahsedip kendi adını açıkça koyduğu için ona karşı olan insanlık alemi de sokaklara çıkarak kendi muhalif adını bulmuştu. İmparatorluğun karanlık enerjisine karşı insanlık, sokaklarda aydınlık bir karşı enerji oluşturdu. Artık sokağa çıkmak için "solcu" olmaya gerek yoktu; bu sistemden memnun olmamak, dünyanın gidişatından endişe duymak ve kainatı bir zorbanın açgözlü hırslarının eline bırakmayı istememek yetiyordu.
     Son derece meşru bir gerekçe vardı; insanların petrol için ölmesi istenmiyordu. Savaşa karşı kurulan cümlenin meşruluğu, Türkiye’de ve bütün dünyadaki eylemlerin içeriğini, ruh halini ve genel atmosferini belirledi. Sonuç olarak: Hiç böyle büyük bir şenlik görülmemişti! Sokak hiç bu kadar eğlenceli değildi!
     Ama şimdi... Eğlence bitti!
     

Türkiye’de sokak kazandı

     Türkiye’deki eylemlerin "tezkere" kavramı üzerinden, Türkiye’nin bu savaşa aktif katılımını engellemek niyetiyle kurulduğu düşünülürse, evet, bu ülkede sokaklar kazandı. Meclis’in "daha az kötü" olan savaşa pasif katılımla yetinmesi sağlandı. Türkiye yıllardır unuttuğu bir şeyi, "tepedekilerin" değil, sokakların dediğinin olabileceğini yeniden tecrübe etti. Tepedeki savaş yanlısı siyaset yalnızlaşırken, sokaktaki politika kalabalıklaştı ve bu kez çoğunlukla birlikte insanlığın biriktirdiği iyilik bilgisinin istediği oldu. Türkiye sokaklarında yapılan eylemlerin, dünya halklarının durduramadığı savaşı engellemek anlamında ciddi bir belirleyiciliği olabileceğini düşünmek biraz hayalcilik olurdu zaten.
     Ve nihayet savaş başladı. Şimdi ne olacak? Ne olmalı? Sokaklar ne yapmalı? Sokağın yapacağı bir şey kaldı mı?
     

Ciddiyetin ve yasın vakti

     Artık enerjik, eğlenceli, karnavalımsı eylemlerin zamanı geçti. Şimdi yas zamanı. Zira savaşın efendileri konuşurken, et ve söz, ne yaparsa yapsın cılız kalır.
     Savaş karşıtı eylemlerde merkezi önem atfedilen, "Biz bu savaşı durdurabiliriz" cümlesinin etrafında kurulan eğlenceli ve iyimser havayı sürdürmeye çalışmanın, "Aynı türden eylemlere devam edeceğiz" ruh halini zorlamanın bir manası yok artık. Böyle bir ruh hali sokaklardan, evlerden destek almayacağı gibi; net, somut, gerçek bir amaca da hizmet etmiyor artık.
     Artık savaşa karşı ne cümle kurulacaksa yas ve ciddiyetle kurulacak. Sokağa akan etten enerji yasa; savaşa karşı akan düşünsel enerji ise savaşın efendilerinin yalanlarını ortaya çıkarmaya ve kayıtlarını tutmaya yönelecek. Yönelmeli. Hayatın bir kıvamı var çünkü. Umutla, iyimserlikle ve neşeyle durmak gerektiği gibi kimi kez de hüzünle, yasla ve ciddiyetle durmak gerekir. Burada yastan kast, salya sümük ağlaşmak değil, savaşın başladığı andan itibaren "ağırbaşlılıkla" davranmaktır.
     Sokak şimdi yasla, sokağa davet edenler de ciddiyetle davranmalıdır. Karnaval artık sona ermiştir. Ancak karnavaldan geriye kalan sadece eğlencenin döküntüleri değildir. Tarihe artık bir kayıt düşülmüş, insanlığın kalıcı hafızasına bir cümle eklenmiştir. Şöyle ki...
     

Memnuniyetsizliğin iki cephesi

     Sokaklar sayesinde insanlık, sadece savaşa karşı bir cümle kurmakla kalmamış, aynı zamanda bu savaşı doğuran sisteme duyduğu memnuniyetsizliği dünyanın bütün caddelerinde, muazzam kalabalıklarla dile getirmiştir. Bu büyük hikayenin devam edeceği kavşak buradadır. Sistemin bir çıktısı olarak savaş başlamış olsa bile insanlık artık bir cümleyi sesli bir biçimde söylemiştir:
     

"Ben memnun değilim!"

     Bundan böyle dünya sokaklarında kurulan politikanın iki ana cephesi olacaktır. Birinci cephe, savaşa ve gelecekteki savaşlara karşı yürümeye, bağırmaya, konuşmaya, davullarını çalmaya devam edecektir. İkinci cephe bu denli zahmetsiz değildir. İnsanlık, memnun olmadığı sisteme alternatif olan yeni bir sistem bulmaya, kurmaya, gündelik hayatı içinde yeni bir yaşam biçimi bulmaya çalışacaktır. Çünkü dünya sokakları, kendilerinin ve birbirlerinin duyabileceği seslerle memnuniyetsizliğini bir kere dile getirmiştir; artık bu sesli cümleyi hafızadan silmek mümkün değildir.
     

Postmodernitenin sonu artık geldi

     İsrail tankları savaş karşıtı bir kız çocuğunu ileri geri giderek, soğukkanlılıkla çiğnerken kainatın efendileri, Aydınlanma Çağı’ndan bu yana kabul edilen temel cümleyi de çiğnemiş ve yeni cümlesini kurmuştur:
     "Artık insan en yüce değer değildir!"
     Yaşamaya başladığımız, neyin ne olduğunun belli olmadığı postmodern çağın sonudur. Artık neyin ne olduğu bellidir. Bu, insana rağmen kurulmuş bir sistemdir. İnsanlık, sokaklarda durumun farkında olduğunu söylemiştir. Bu, yeni çağın ilk istasyonudur. İnsanlık, sonunda şimdilik pek bir şey görünmeyen büyük tünele girmiştir.